Şu ana kadar gördüğüm açık ara en yeşil ülke Sri Lanka’dır.
Günlerce ettiğim otobüs yolculuklarının tek çekilir yanı da bu diye kendimi
avutuyordum. Ama o kadar kötü yolları ve araba sürme şekilleri var ki nasıl
açıklasam bilemiyorum. Hindistan’dan sonra daha kötü bir trafikle karşılaşamam
diye düşünüyordum fakat yanılmışım. Sri Lanka’nın kendine özel araba sürme
raconu ve buna rağmen hiç kazaya denk gelmemiş olmam beni çok şaşırttı.
![]() |
| Yeşil cennet Sri Lanka |
Türkiye’deki kuzenlerim ve bir kaç tanıdığım aracılığı ile
iletişim kurduğum ve şu an Sri Lanka’nın kite sörf cenneti olan Kalpitiya
şehrinde, kite sörf okullarında çalışan Alattin ve Pelin ile uzun süredir
iletişim halindeydim. Alattin bir kaç günlük geziye çıktığı için, ilk 3-4
günümü Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’nun etrafında geçirip daha sonra
Kalpitiya’ya geçmeyi planlıyordum. Fakat uçağıma bir gün kala Alattin’den gelen
rüzgar durumu mesajı ile, ülkeye iner inmez Kalpitiya’ya geçmeye karar verdim.
Çünkü 4 gün sonra bir daha rüzgarlı gözükmüyordu ve Alattin’i beklersem hiç
kite sörf yapamadan geri dönme ihtimalim vardı. Ben de işimi şansa bırakmamaya
karar verdim.
Bu arada mataramın kapağı bozulduğu için uçakta bütün su
çantama dökülmüş, allahtan laptopumun kabı vardı da ıslanmamış. Büyük sırt
çantamı aldığımda da taşırken yerlere attıkları için sinek ilacımın kırıldığını
fark ettim ve bütün çanta leş gibi kokuyordu. Vizemin çıktısını alamamıştım
henüz ama pasaporta işleniyormuş, direkt olarak geçtim gümrükten. Sri Lanka’ya
mükemmel bir giriş yaptıktan sonra hızlıca yolumu bulmaya koyuldum.
Ülkeye girer girmez bir sim kart satın alıp internetten Kalpitiya’ya
nasıl gideceğimi araştırmaya başladım. Taksi yaklaşık 2 saatte 60 dolara
götürüyordu, fakat ben toplamda 6 dolar ödeyerek bu seyahatte her zaman ilk
tercihim olan toplu taşımalar ile 7 saatlik 2 otobüs ve bir Tuktuk yolculuğu
sonunda Kalpitiya’ya vardım. Mesafe biraz uzundu ve Sri Lanka’da yollar çok
kötü olduğu için ulaşım biraz zordu. Önce hava limanından gara kadar 45
dakikalık bir otobüs yolculuğu yaptım(110 rupi, 1TL=50 Sri Lanka Rupisi). Daha
sonra Kolombo’nun karmakarışık garında Kalpitiya şehrine giden son otobüsü tesadüfen
yakaladım ve 5 saatlik ilk ciddi Sri Lanka trafik tecrübeme başladım (280
rupi).
| Şehirler arası klasik bir otobüs |
Otobüs hınca hınç dolu bir şekilde Kemal Sunal’ın
minibüsünde çalan Şiki Şiki baba şarkısının Sri Lanka versiyonları ile bütün
yolu gittik. Şerit değiştirirken kesinlikle hiçbir kural yok, seni görmesine
rağmen karşıdaki adam öndekini sağlayıp senin şeridinden geliyorsa, sen yoldan
çıkman gerektiğini anlıyorsun ve toza toprağa giriyorsun. 5 saatlik yolculukta
en azından 10 kere ciddi kaza tehlikesi atlatmışızdır ama otobüsteki tek
yabancı ben olduğum için benden başka hiç kimse yadırgamıyordu bu durumu. Uçurum
kenarında bile böyle kullanıp nasıl kaza yapmadıklarını anlayamıyorum. İstanbul
taksicilerini iyi şoför zannederdim ama bu adamlar bambaşka sürüyor, hepsi
Formula 1 pilotu sanki.
Yollarda hiç ayakkabı giyen birine rastlamadım, Sri Lanka’da
bütün herkes kot -parmak arası terlik modasındaydı. Gece 11’e doğru ineceğim
durağa vardım ve baya tenha bir yerdi. Oradaki tuktukçular İngilizce bilmediği
için anlaşamadık tam gideceğim yer için, ben de emin olmadan hiçbir ışığın
olmadığı yerlerde binmek istemedim tabi ki. Aynı bölgede yer alan kite sörf
okullarının birinin internet sitesinde gördüğüm tuktukçunun cep numarasını
aradım ve 5 dakika içinde evinden çıkıp beni aldı sağ olsun.
| Kaldığım yatak dıştan görünümü |
| Yatakhanenin içerisi ve cibinlikli yataklarımız |
![]() |
| Her gün muz, ananas, omlet ve bir çok çeşit olan kahvaltım |
| Akşam yemeklerimden bir kare |
2 gün sonrasında da fark ettim ki boxerlarımla beraber
yağmurluğumu da aynı dolapta unutmuşum. İş artık ciddiye binmişti, çünkü zaten
20 parça eşyam vardı 3-5 ini kaybedince geri alma çalışmalarına başladım. Sahil’in
babası o hafta sonu Goa’ya gidecekmiş, ona bütün eşyalarımı aldırıp sonra
Sahil’den almaya karar verdim. Mayomu unuttuğum yerdeki adamı iki gün boyunca
telefonla taciz edip, mayomu Baga Beach’deki otelimize bırakmasını söyledim.
Mayon burada değil diyordu ama iyi bak falan diye ısrar ediyordum, en sonunda
hakikaten orada olmadığını öğrendim. Son gün denizden sonra mayoları asmıştık
Burak da ikisini birden çantasına atıp Türkiye’ye götürmüş sağ olsun. Sahil’in
babası diğer eşyalarıma ulaştı, ben de Sahil’le ilk görüştüğümüzde ondan
alacağım inşallah.
![]() |
| Her gördükleri yerde el sallayan çocuklar |
İlk sabah hocalardan biri pikap kiralamış, kamptaki insanlarla Kalpitiya’nın bir bölgesine Sea Shell (deniz kabuğu) toplamaya gittik. Ufacık pikapla, asfalt olmayan yollarda 18 kişi iç içe gidince baya bir samimi olduk tabi. Sri Lankalılar turistlere karşı çok iyi davranıyor, yolda kimi görseniz gülümseyip el sallıyorlar. Sri Lanka’nın en batı noktasına gittik, orada herkes deniz kabuklarını şişelere toplamaya başladı ve sonunda 2 kova deniz kabuğu toplandı. Akşam da onları pişirip bir güzel yedik. Bir kısmını da bacon ve garlic sosuyla özel olarak pişirdiler, hepsini tatmış olduk. Bunun yanında taze yakalanmış meşhur Sri Lanka yengeci de tattık.
![]() |
| İlk kite sürf dersime hazırım |
İkinci günümde sert bir düşüş sonrasında Goa’dan bu iş için
aldığım çakma güneş gözlüğüm kayboldu. Üçüncü günümde ise kafama başka bir
aceminin kite’ı düştü, bunlar haricinde bir tehlike yaşamadım. Normalde
öğrendiğim hiçbir sporda parayla ders almam, kendim öğrenirim; ama Kite Sörf
gerçekten tehlikeli bir spor ve gerekli güvenlik eğitimleri alınmazsa büyük
hasarlara yol açabilir. Bu sebeple, ilgilenen herkese ders almasını öneriyorum.
![]() |
| 2.günümdeki kite sörf yapışım |
| Yeni bir gün, rüzgarın başlaması ile bota koşmamız |
| Kite'ları uçurmaya hazırlanmamız |
Kamptaki zamanlarımın çoğu oda arkadaşlarımla geçmişti. Her öğünümüzü beraber yiyip kite sörf yapmadığımız zamanlarda beraber bir şeyler yapıyorduk sürekli.
Robert, 40 – 50 yaşlarında İsveçli bir itfaiyeci ve aynı
zamanda değişik ülkelerde kite sörf eğitmenliği yapıyordu. Çok muhabbet sohbet
bir adam, ve odadaki benim dışımda tek erkek olduğu için bol bol muhabbet
ediyorduk. Kite sörf konusunda da bana gerekli yardımları yapıyordu.
Ines, Almanya’da dil üzerine masterını yapmış 1 yıldır
dünyayı geziyordu. Aynı zamanda yoga eğitmeni olduğu için bizi toplayıp
yağmurda yoga dersi vermişliği de var sağ olsun. Onun da bir seyahat blog’u
varmış ama yanında laptop taşımadığı için bir hafta boyunca benim laptopumu
ortak kullandık. Bir de bana juggling öğretti, ve vedalaşırken de 3 tane tenis
topunu pratik yapıp geliştirmem için bana hediye etti. Bütün seyahat yanımda
taşıyıp onların da çok ekmeğini yedim. Hep bu tarz işleri merak ederdim ama
juggling’i daha önce hiç denememiştim. Bir akşam yemeği öncesinde 5 dakika bana
nasıl yapılacağını gösterip topları bırakıp gitti, 15 dakika sonra bir tur
attırabildiğimi görünce baya şaşırdılar ve spor işlerine doğuştan yeteneğim
olduğuna kanaat getirdiler.
Manuela, Avusturya’da Samsung ürün müdürlüğü yapıyordu. Seyahatimin
şu ana kadarki kısmında karşılaştığım insanlar arasında çalıştığım yerin
önemini anlayan tek kişi o olduğu için, onunla iş ve kariyerle ilgili derin
muhabbetlere girebiliyorduk. Kite sörften halimiz kaldığı günlerde de dizi izleyip
tavla falan oynuyorduk.
Katya, kendi odasında kalıyordu ama hep bizimle takılıyordu,
o da Almanya’da dergicilik ile ilgili bir iş yapıp her yıl değişik kıtalarda
uzun kite sörf seyahatlerine çıkıyordu. Bana çok kritik ekipman destekleri
yaptı. Mayom olmadığını öğrenince 2 tane board şortunu bana verdi ve kalan
günlerimi onlarla geçirdim. Bir de ilk
gün çok yandığımı görünce kıyamayıp güneş kremlerinden birini bana bağışladı.
| Kamptaki gecelerden biri |
Gecelerde ise kampın barında, bütün menajerler, eğitmenler,
çalışanlar ve katılımcılar içip eğleniyorduk. Ne zaman kampa biri veda etse Sri
Lanka’nın meşhur yerel içkisi olan Arrack shotlardan atıyorduk bol bol. Kamp
denize sıfır olduğundan ve etrafta hiçbir şey olmadığı için bazı gecelerde bar
kapandıktan sonra kendimi sahilde uzun uzun düşüncelere dalıp hayatımla ilgili
önemli kararlar veriyor olarak buluyordum.
Pelin Kalpitiya’daki başka bir otelde su sporları
menajerliği yapıyordu ve o da her akşam bizim kampa geliyordu. Yıllarca
dünyanın farklı yerlerinde farklı işler yapıp en sonunda soluğu burada almış,
buradan sonra da nereye gidecek kim bilir. Bana çok iyi ev sahipliği yaptı sağ
olsun, ilk tanıştığımız iki gecede bile çok komik anılar yaşadık, gece 4-5’te
sahilde gülme krizlerine giriyorduk.
Alattin’de aynı şekilde yazları Türkiye’de, kışları Güney
Amerika veya Asya’da kite sörf eğitmenliği yapıyordu. Kız arkadaşıyla çıktığı
geziden döndüğünde tanıştık sonunda, fakat rüzgar olmadığından beraber kite
sörf yapma fırsatı bulamadık. Barda içip onların Güney Amerika anılarını
dinledim bol bol. İkisine de benimle ilgilendikleri için buradan teşekkür
ediyorum, inşallah başka yerlerde tekrar karşılaşacağız.
Geceleri kamptaki hocalar ve menajerlerle muhabbet edip
hayatlarının bizimkilerden ne kadar farklı olduğunu dinliyordum. Kite sörf
yapan insanlar o kadar genç gözüküyor ki, onları görünce sporun önemini bir kez
daha anlıyorsun. Kamp sahiplerinin hepsi 40 yaşından büyük ama hiçbiri öyle
göstermiyor. Eğitmenlerden Kevin’ın 25-30 yaş arasında olduğuna uzunca bir süre
iddia ettim ama o bile 40’ın üzerinde çıktı. Orada çalışanlardan Vietnam’da
yaşayan Fransız Anais de benim güneşten çok yandığımı görüp uzun kollu sörf
kıyafetini bana verdi ve döneceği gün aceleden alamadı, onunla da Vietnam’da
buluşacağız, kıyafetini geri vereceğim J
| Kite sörf sonrası keyif yapıp dinlenme zamanlarım |
| Kalpitya'nın muhteşem gün batımlarından bir kare |
Gitmek istediğim ülkelerin vize durumlarını daha önceden
kontrol etmiştim ama Maldivler planımda olmadığı için kontrol etmek hiç aklıma
gelmemişti. Bileti aldıktan bir kaç gün sonra benden vize isteyebilecekleri
aklıma gelince bir an yusuf yusuf oldum. Şansıma yeşil pasaporta vize
istemiyorlarmış da bir seyahat kaosunu daha ucuz atlattım.
Bir haftalık çok güzel geçen ve Sri Lanka’ya kadar geldiğime
değen kite sörf kampın sonuna gelmiştik. Kamp bana beklediğimden biraz pahalıya
mal oldu. 9 saat aldığım ders için 420 euro ödedim. Hatta fiyat şu an daha da
pahalıymış, check-out yaparken baya kabarık bir fatura geldi. Hemen etrafta bir
fiyat araştırması yaptım ve bana önceden böyle söylenmediği için menajerlerle
konuşup daha uygun bir şey ödedim. Son günümde kamptakilerle vedalaştım ve Sri
Lanka’nın antik şehirlerine doğru yola koyuldum.








