Çay cenneti Sri Lanka’ya geçiş ve bir haftalık kite sörf kampım (Sri Lanka: Kalpitiya, 19 – 25 Şubat)

Şu ana kadar gördüğüm açık ara en yeşil ülke Sri Lanka’dır. Günlerce ettiğim otobüs yolculuklarının tek çekilir yanı da bu diye kendimi avutuyordum. Ama o kadar kötü yolları ve araba sürme şekilleri var ki nasıl açıklasam bilemiyorum. Hindistan’dan sonra daha kötü bir trafikle karşılaşamam diye düşünüyordum fakat yanılmışım. Sri Lanka’nın kendine özel araba sürme raconu ve buna rağmen hiç kazaya denk gelmemiş olmam beni çok şaşırttı.

Yeşil cennet Sri Lanka


Türkiye’deki kuzenlerim ve bir kaç tanıdığım aracılığı ile iletişim kurduğum ve şu an Sri Lanka’nın kite sörf cenneti olan Kalpitiya şehrinde, kite sörf okullarında çalışan Alattin ve Pelin ile uzun süredir iletişim halindeydim. Alattin bir kaç günlük geziye çıktığı için, ilk 3-4 günümü Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’nun etrafında geçirip daha sonra Kalpitiya’ya geçmeyi planlıyordum. Fakat uçağıma bir gün kala Alattin’den gelen rüzgar durumu mesajı ile, ülkeye iner inmez Kalpitiya’ya geçmeye karar verdim. Çünkü 4 gün sonra bir daha rüzgarlı gözükmüyordu ve Alattin’i beklersem hiç kite sörf yapamadan geri dönme ihtimalim vardı. Ben de işimi şansa bırakmamaya karar verdim.

Bu arada mataramın kapağı bozulduğu için uçakta bütün su çantama dökülmüş, allahtan laptopumun kabı vardı da ıslanmamış. Büyük sırt çantamı aldığımda da taşırken yerlere attıkları için sinek ilacımın kırıldığını fark ettim ve bütün çanta leş gibi kokuyordu. Vizemin çıktısını alamamıştım henüz ama pasaporta işleniyormuş, direkt olarak geçtim gümrükten. Sri Lanka’ya mükemmel bir giriş yaptıktan sonra hızlıca yolumu bulmaya koyuldum.

Ülkeye girer girmez bir sim kart satın alıp internetten Kalpitiya’ya nasıl gideceğimi araştırmaya başladım. Taksi yaklaşık 2 saatte 60 dolara götürüyordu, fakat ben toplamda 6 dolar ödeyerek bu seyahatte her zaman ilk tercihim olan toplu taşımalar ile 7 saatlik 2 otobüs ve bir Tuktuk yolculuğu sonunda Kalpitiya’ya vardım. Mesafe biraz uzundu ve Sri Lanka’da yollar çok kötü olduğu için ulaşım biraz zordu. Önce hava limanından gara kadar 45 dakikalık bir otobüs yolculuğu yaptım(110 rupi, 1TL=50 Sri Lanka Rupisi). Daha sonra Kolombo’nun karmakarışık garında Kalpitiya şehrine giden son otobüsü tesadüfen yakaladım ve 5 saatlik ilk ciddi Sri Lanka trafik tecrübeme başladım (280 rupi).
Şehirler arası klasik bir otobüs
Otobüse insanların binmesi ile yola koyulmamız arasındaki 10 dakikada içeri 20 tane satıcı girip bağıra bağıra bir şeyler satmaya çalıştılar. Yiyecek - içeceğinden, çocuk boyama kitabı ve oyuncaklarına, din kitaplarından altın kolyelere her şeyi satıyorlardı, ve işin ilginç yanı insanlar da otobüste bunları satın alıyordu. Bu satıcıların Hindistan’dakilerden farkı, gereksiz yere ısrar etmemeleriydi. Otobüse girip şovlarını yapıp hızlıca işlemi tamamlıyorlardı.

Otobüs hınca hınç dolu bir şekilde Kemal Sunal’ın minibüsünde çalan Şiki Şiki baba şarkısının Sri Lanka versiyonları ile bütün yolu gittik. Şerit değiştirirken kesinlikle hiçbir kural yok, seni görmesine rağmen karşıdaki adam öndekini sağlayıp senin şeridinden geliyorsa, sen yoldan çıkman gerektiğini anlıyorsun ve toza toprağa giriyorsun. 5 saatlik yolculukta en azından 10 kere ciddi kaza tehlikesi atlatmışızdır ama otobüsteki tek yabancı ben olduğum için benden başka hiç kimse yadırgamıyordu bu durumu. Uçurum kenarında bile böyle kullanıp nasıl kaza yapmadıklarını anlayamıyorum. İstanbul taksicilerini iyi şoför zannederdim ama bu adamlar bambaşka sürüyor, hepsi Formula 1 pilotu sanki.

Yollarda hiç ayakkabı giyen birine rastlamadım, Sri Lanka’da bütün herkes kot -parmak arası terlik modasındaydı. Gece 11’e doğru ineceğim durağa vardım ve baya tenha bir yerdi. Oradaki tuktukçular İngilizce bilmediği için anlaşamadık tam gideceğim yer için, ben de emin olmadan hiçbir ışığın olmadığı yerlerde binmek istemedim tabi ki. Aynı bölgede yer alan kite sörf okullarının birinin internet sitesinde gördüğüm tuktukçunun cep numarasını aradım ve 5 dakika içinde evinden çıkıp beni aldı sağ olsun.
Kaldığım yatak dıştan görünümü
 Kite sörf kampına geldiğimde biri beni karşıladı, kalacağım dorm’u gösterdi. Denize sıfır ağaçtan yapılmış 16 kişilik bir yerdi ama ben geldiğimde sadece 3 kişi kalıyordu. Alattin ertesi gün seyahate çıkacağı için bu gece onunla görüşecektim ama onun kampa geldiğinde attığı mesajı görmeden yorgunluktan uykuya dalmıştım bile.


Yatakhanenin içerisi ve cibinlikli yataklarımız
Kamptaki konaklamama 3 öğün yemek de dahildi ve yemekler Sri Lanka’ya göre baya iyiydi. Her öğün ananas ve muz yiyordum, uzun süre boyunca yediğim en güzel yemekler bunlar olacaktı. Kampın olduğu yerde başka hiçbir şey yoktu, en yakın yere gitmek için tuktuk çağırıp, onunla gitmen gerekiyordu. Gece barda içtiğin içkileri bile ismine yazıyorlar, kamptan ayrılırken her şeyi topluca ödüyorsun. Bir hafta boyunca cüzdan taşımamak gayet rahat olmuştu. Kampta olan insanlar ve çalışanlardan başka kimseyi görmüyordum ama her gün bir aktivite oluyordu, bir hafta boyunca oradaki herkesle aile gibi olduk.

Her gün muz, ananas, omlet ve bir çok çeşit olan kahvaltım
Sabah erkenden kalkıp kahvaltımı edip kendimi Sri Lanka’ya asıl geliş amacıma hazırlamaya başladım. Boxer’larımın çoğunu Goa’da, üçüncü gün Burak’la kaldığımız otelde unuttuğumu fark etmiştim, oraya dönmeye üşendiğimiz için onları almamıştık. Fakat o sabah mayomu da Goa’da son kaldığımız yerde unuttuğumu fark ettim. Kampın sahiplerine sordum soruşturdum, ellerinde bir mayo varmış onu verdiler ama büyük geldi. Ben de tutuk a atlayıp Kalpitiya’nın merkezine mayo bakmaya gittim. Merkezde zaten epi topu 7-8 dükkan vardı, tuktukçuyla beraber hepsinde durup tek tek sorduk ama hiçbirinde bizim bildiğimiz mayolara benzer bir şey yoktu. Bana sürekli ya boxer’dan hallice ya da bizim normal giydiğimiz şortlara benzeyen Sri Lanka usulü mayolar gösteriyorlardı. Ben de sonunda kampa dönüp koşu şortumu giymeye karar verdim.

Akşam yemeklerimden bir kare
2 gün sonrasında da fark ettim ki boxerlarımla beraber yağmurluğumu da aynı dolapta unutmuşum. İş artık ciddiye binmişti, çünkü zaten 20 parça eşyam vardı 3-5 ini kaybedince geri alma çalışmalarına başladım. Sahil’in babası o hafta sonu Goa’ya gidecekmiş, ona bütün eşyalarımı aldırıp sonra Sahil’den almaya karar verdim. Mayomu unuttuğum yerdeki adamı iki gün boyunca telefonla taciz edip, mayomu Baga Beach’deki otelimize bırakmasını söyledim. Mayon burada değil diyordu ama iyi bak falan diye ısrar ediyordum, en sonunda hakikaten orada olmadığını öğrendim. Son gün denizden sonra mayoları asmıştık Burak da ikisini birden çantasına atıp Türkiye’ye götürmüş sağ olsun. Sahil’in babası diğer eşyalarıma ulaştı, ben de Sahil’le ilk görüştüğümüzde ondan alacağım inşallah.
Kamptakilerle 18 kişi bir küçük bir pikapla deniz kabuğu toplamaya gidişimiz
Her gördükleri yerde el sallayan çocuklar

İlk sabah hocalardan biri pikap kiralamış, kamptaki insanlarla Kalpitiya’nın bir bölgesine Sea Shell (deniz kabuğu) toplamaya gittik. Ufacık pikapla, asfalt olmayan yollarda 18 kişi iç içe gidince baya bir samimi olduk tabi. Sri Lankalılar turistlere karşı çok iyi davranıyor, yolda kimi görseniz gülümseyip el sallıyorlar. Sri Lanka’nın en batı noktasına gittik, orada herkes deniz kabuklarını şişelere toplamaya başladı ve sonunda 2 kova deniz kabuğu toplandı. Akşam da onları pişirip bir güzel yedik. Bir kısmını da bacon ve garlic sosuyla özel olarak pişirdiler, hepsini tatmış olduk. Bunun yanında taze yakalanmış meşhur Sri Lanka yengeci de tattık.

Sri Lanka'nın en batı noktasında hiç bir yerleşim yeri yok ve eşekler geziniyor

Akşam yemeğimiz için topladığımız 2 kova deniz kabuğu ve onların pişirilip yenmiş halleri










İlk kite sürf dersime hazırım
Kite sörf eğitimimi İsveçli Chris’ten aldım ve 3 gün boyunca toplam 9 saat sürdü. İkinci günümde rüzgar üstüne sürebiliyordum ve Chris baya şaşırdı. 3 günün sonunda da şu ana kadarki en hızlı öğrenen öğrencilerimdensin, bundan sonra malzeme kiralayıp kendin çıkabilirsin dedi. Kamptakiler de sen kesin daha önce yaptın bir yerlerde deyip bana inanmıyorlardı. Daha sonraki günlerde beklediğimiz gibi rüzgar yok olmuştu, bütün malzemeleri hazırlayıp beklememize rağmen yeterli rüzgar yoktu. Biz de 1 saat için bütün günün kirasını ödememek için kite’ları uçurmamıştık. Profesyoneller lagünün daha çok bizim kamp tarafında kite sörf yapıyordu. Biz ise İtalyanlar ve Fransızlarla botla lagünün karşı tarafına geçip daha az kişinin olduğu bir alanda yapıyorduk. Son günde ise tam kite’ları uçuracakken birden sağanak yağış başlamıştı ve 15 dakika bir kite’ın altında 7 kişi mahsur kalmıştık. Sri Lanka ekvatora çok yakın olduğu için hiç beklenmedik anda sağanak yağmurlar gelebiliyordu.


Eğitimleri yaptığımız lagun'un karşı tarafına botla gidişimiz

İkinci günümde sert bir düşüş sonrasında Goa’dan bu iş için aldığım çakma güneş gözlüğüm kayboldu. Üçüncü günümde ise kafama başka bir aceminin kite’ı düştü, bunlar haricinde bir tehlike yaşamadım. Normalde öğrendiğim hiçbir sporda parayla ders almam, kendim öğrenirim; ama Kite Sörf gerçekten tehlikeli bir spor ve gerekli güvenlik eğitimleri alınmazsa büyük hasarlara yol açabilir. Bu sebeple, ilgilenen herkese ders almasını öneriyorum.

2.günümdeki kite sörf yapışım
Yeni bir gün, rüzgarın başlaması ile bota koşmamız

Kite'ları uçurmaya hazırlanmamız
Kamptaki zamanlarımın çoğu oda arkadaşlarımla geçmişti. Her öğünümüzü beraber yiyip kite sörf  yapmadığımız zamanlarda beraber bir şeyler yapıyorduk sürekli.

Robert, 40 – 50 yaşlarında İsveçli bir itfaiyeci ve aynı zamanda değişik ülkelerde kite sörf eğitmenliği yapıyordu. Çok muhabbet sohbet bir adam, ve odadaki benim dışımda tek erkek olduğu için bol bol muhabbet ediyorduk. Kite sörf konusunda da bana gerekli yardımları yapıyordu.

Ines, Almanya’da dil üzerine masterını yapmış 1 yıldır dünyayı geziyordu. Aynı zamanda yoga eğitmeni olduğu için bizi toplayıp yağmurda yoga dersi vermişliği de var sağ olsun. Onun da bir seyahat blog’u varmış ama yanında laptop taşımadığı için bir hafta boyunca benim laptopumu ortak kullandık. Bir de bana juggling öğretti, ve vedalaşırken de 3 tane tenis topunu pratik yapıp geliştirmem için bana hediye etti. Bütün seyahat yanımda taşıyıp onların da çok ekmeğini yedim. Hep bu tarz işleri merak ederdim ama juggling’i daha önce hiç denememiştim. Bir akşam yemeği öncesinde 5 dakika bana nasıl yapılacağını gösterip topları bırakıp gitti, 15 dakika sonra bir tur attırabildiğimi görünce baya şaşırdılar ve spor işlerine doğuştan yeteneğim olduğuna kanaat getirdiler.

Manuela, Avusturya’da Samsung ürün müdürlüğü yapıyordu. Seyahatimin şu ana kadarki kısmında karşılaştığım insanlar arasında çalıştığım yerin önemini anlayan tek kişi o olduğu için, onunla iş ve kariyerle ilgili derin muhabbetlere girebiliyorduk. Kite sörften halimiz kaldığı günlerde de dizi izleyip tavla falan oynuyorduk.

Katya, kendi odasında kalıyordu ama hep bizimle takılıyordu, o da Almanya’da dergicilik ile ilgili bir iş yapıp her yıl değişik kıtalarda uzun kite sörf seyahatlerine çıkıyordu. Bana çok kritik ekipman destekleri yaptı. Mayom olmadığını öğrenince 2 tane board şortunu bana verdi ve kalan günlerimi onlarla geçirdim.  Bir de ilk gün çok yandığımı görünce kıyamayıp güneş kremlerinden birini bana bağışladı.

Kamptaki gecelerden biri
Gecelerde ise kampın barında, bütün menajerler, eğitmenler, çalışanlar ve katılımcılar içip eğleniyorduk. Ne zaman kampa biri veda etse Sri Lanka’nın meşhur yerel içkisi olan Arrack shotlardan atıyorduk bol bol. Kamp denize sıfır olduğundan ve etrafta hiçbir şey olmadığı için bazı gecelerde bar kapandıktan sonra kendimi sahilde uzun uzun düşüncelere dalıp hayatımla ilgili önemli kararlar veriyor olarak buluyordum.




Her gün istisnasız olarak izlediğim gün batımları
Pelin Kalpitiya’daki başka bir otelde su sporları menajerliği yapıyordu ve o da her akşam bizim kampa geliyordu. Yıllarca dünyanın farklı yerlerinde farklı işler yapıp en sonunda soluğu burada almış, buradan sonra da nereye gidecek kim bilir. Bana çok iyi ev sahipliği yaptı sağ olsun, ilk tanıştığımız iki gecede bile çok komik anılar yaşadık, gece 4-5’te sahilde gülme krizlerine giriyorduk. 

Alattin’de aynı şekilde yazları Türkiye’de, kışları Güney Amerika veya Asya’da kite sörf eğitmenliği yapıyordu. Kız arkadaşıyla çıktığı geziden döndüğünde tanıştık sonunda, fakat rüzgar olmadığından beraber kite sörf yapma fırsatı bulamadık. Barda içip onların Güney Amerika anılarını dinledim bol bol. İkisine de benimle ilgilendikleri için buradan teşekkür ediyorum, inşallah başka yerlerde tekrar karşılaşacağız.

Geceleri kamptaki hocalar ve menajerlerle muhabbet edip hayatlarının bizimkilerden ne kadar farklı olduğunu dinliyordum. Kite sörf yapan insanlar o kadar genç gözüküyor ki, onları görünce sporun önemini bir kez daha anlıyorsun. Kamp sahiplerinin hepsi 40 yaşından büyük ama hiçbiri öyle göstermiyor. Eğitmenlerden Kevin’ın 25-30 yaş arasında olduğuna uzunca bir süre iddia ettim ama o bile 40’ın üzerinde çıktı. Orada çalışanlardan Vietnam’da yaşayan Fransız Anais de benim güneşten çok yandığımı görüp uzun kollu sörf kıyafetini bana verdi ve döneceği gün aceleden alamadı, onunla da Vietnam’da buluşacağız, kıyafetini geri vereceğim J
Kite sörf sonrası keyif yapıp dinlenme zamanlarım
 Gün içinde boş vakitlerimde internetten araştırma yapıp, sürekli değişen uçak fiyatları ile kafayı yiyordum. Sri Lanka’dan sonra hangi ülkeye gideceğim değişen uçak fiyatları ile birlikte her gün değişiyordu. En ucuz biletler Singapur ve Kuala Lumpur’a olduğu için onlardan birine geçmeye karar vermiştim. Uçak fiyatlarını araştırmak için değişik siteler ve programlar kullanıyorum (bunları sonraki yazılarımda anlatacağım). Bir aramamda ucuz uçakların arasında daha önce görmediğim bir havalimanı olan MLE diye bir havalimanı gördüm. Neymiş o diye baktığımda Maldivler olduğunu öğrendim. Şimdi ne yalan söyleyeyim Maldivlerin adını herkes gibi sürekli duymama rağmen nerede olduğuna dair pek bir fikrim yoktu, ve Sri Lanka’ya çok yakın olduğunu gördüm. Doğum günüm olan 8 Mart da yaklaşıyordu ve kendime bir doğum günü hediyesi yapma fikri aklıma iyice yatmaya başlamıştı. Balayımdan önce bir daha ne zaman Maldivleri görecektim ki, o zamana kadar da kim öle kim kala yani. Oradan da Singapur’a uygun bir uçak bileti buldum, fakat Maldivlerde konaklama aşırı pahalıydı, sırf ucuz uçak bulmakla kurtulamıyordum. Doğum günümde Maldivlerde olmak istiyordum, fakat yalnız geçirmek de istemiyordum. O yüzden sabahında Maldivlerde olup akşamında da Singapur’da liseden arkadaşlarım Hikmet ve Ege ile olabileceğim bir plan yapınca tek sorun maddiyat kalmıştı. Bir kaç gün daha Kuala Lumpur ve Maldivler uçak biletleri arasında gidip geldikten sonra, bir gece modum gene iyiyken yukarıdan bir işaret aldım ve 4 Mart’a Colombo - Maldivler ve 8 Mart’a Maldivler - Singapur biletlerini aldım, kafamı da uzunca bir süre rahatlattım.

Kalpitya'nın muhteşem gün batımlarından bir kare

Gitmek istediğim ülkelerin vize durumlarını daha önceden kontrol etmiştim ama Maldivler planımda olmadığı için kontrol etmek hiç aklıma gelmemişti. Bileti aldıktan bir kaç gün sonra benden vize isteyebilecekleri aklıma gelince bir an yusuf yusuf oldum. Şansıma yeşil pasaporta vize istemiyorlarmış da bir seyahat kaosunu daha ucuz atlattım.

Kamptaki kite sörf alanımız
Bir haftalık çok güzel geçen ve Sri Lanka’ya kadar geldiğime değen kite sörf kampın sonuna gelmiştik. Kamp bana beklediğimden biraz pahalıya mal oldu. 9 saat aldığım ders için 420 euro ödedim. Hatta fiyat şu an daha da pahalıymış, check-out yaparken baya kabarık bir fatura geldi. Hemen etrafta bir fiyat araştırması yaptım ve bana önceden böyle söylenmediği için menajerlerle konuşup daha uygun bir şey ödedim. Son günümde kamptakilerle vedalaştım ve Sri Lanka’nın antik şehirlerine doğru yola koyuldum.