Dillerden düşmeyen ve bir o kadar da bunun hakkını veren hippilerin şehri Goa’daki unutulmaz maceralarımız (Hindistan: Goa, 12 – 19 Şubat)

Hindistan’ın en güzel yeri, hippilerin bölgesi Goa’ya gelmiştik sonunda ve buradaki günlerimizi en keyifli şekilde geçirmeyi kafamıza koymuştuk. Goa, hakkında duyduğumuz şeyleri boşa çıkartmadı ve bize çok keyifli günler, anılar yaşattı.



Saat 4 gibi Goa havalimanına vardık fakat Goa yanıyor resmen, +30 derece. İner inmez billboardlarda gördük ki 14-17 Şubat Goa festivali varmış, iyi şeylerin habercisi bu dedik. Geçen seferlerden otellerle ilgili dersimizi almıştık, havalimanında rezervasyon yaptıracaktık ki Sahil ısrarla yapmayın oraya gidip pazarlık yapın kesin çok daha ucuzlarını bulacaksınız diye ısrar edince biz de öyle yapmaya karar verdik. Taksiler için havalimanından sıraya girilip bilet alınıyor. Baya da kalabalıktı ama biz bir şekilde sıraya kaynayıp en önden hemen taksimizi aldık. Taksiye atlayıp Goa’nın en hareketli bölgesi olan Baga Beach’e gittik (1100 rupi). İnternetten beğendiğimiz bir otelin önünde indik baya da güzeldi ama biraz pahalıydı o yüzden etrafı araştırmaya çıktık. Çok ucuza yerler bulduk ama hem Arın gidene kadar biraz rahat edelim havuz sefası falan yaparız diye hem de Bombay’den sonra keyifler yerine gelsin diye o otelle pazarlık yapıp fiyatı aşağı çekip bastık parayı, odayı bir gecelik tuttuk. Bütün otel fiyatları da internettekilerden daha ucuzdu, hem vergi vermiyorlar hem de pazarlığa açık olduğu için Hindistan’da her zaman yüz yüze veya telefonla daha ucuza alma imkanınız var.

Beach barlar
Bir tekneye 100 kişi binen Hintliler
Otellerdeki sona kalan dandik yatağa sırayla yatıyorduk ve sıra gene Arın’da olduğu için kakaladık ona orayı. Üzerimizi değiştirip denize geçtik. Kilometrelerce uzanan bir sahil, her yerde beach kafe ve barlar vardı ve her yer aşırı kalabalıktı. Ve işin güzel yanı her şey sudan ucuzdu, jetski’ye binmek 4 dolardı mesela. Hindistan’da Spring Break havası vardı resmen, nereye geldiğimizi şaşırdık. Denize girip gün batımını izledikten sonra Tripadvisor’den bulduğumuz Jamies adında bir restorana gidip en büyüğünden bir tane lobster, yanına da aperatifler söyledik. Lobster baya az geldiği için karnımız da doymadı tam ama servis baya iyiydi, sinek kovucu bile ikram ediyorlardı. Otele dönerken tekrar bir konaklama araştırması yaptık ama sonunda bir gece daha bizim otelde kalmaya karar verdik. Otele gittiğimizde hiç yer olmadığını söylediler, biz de biraz zorlayarak kendimizi sabah için bekleme listesine yazdırdık, duşlarımızı alıp odada biraz demlenip geceye çıktık.
Baga Beach'deki otelimiz ve çamaşır yıkama seramonim

Baga Beach’in asıl sokağında bir kaç barda takıldık önce. Gece kulüplerinin neredeyse hepsi ve barların da bir kısmının girişi paralı, hatta bazı gece kulüplerinde kızların bile girişte para ödemesi gerekiyor. Lokalleri caydırmak için böyle bir yol izliyorlar sanırım. Kulüplere de damsız giriş sıkıntı oluyor, ama yoldan kız çevirip kulübe girmek olası. Gecenin sonunda da sahile gittik oturduk muhabbet etmeye ve hayatımızdaki en sıradışı olaylardan birini yaşadık o gece.

Ertesi gün otelde baya güzel açık büfe bir kahvaltı yaptık. Hindistan otellerindeki kahvaltı stili, açık büfeden alacağını aldıktan sonra garsonlara omletin içine koyacaklarını söyleyerek siparişi veriyorsun, baya güzel oluyor. Zaten adamların yaptığı her şeyde yumurta kesin yer alıyor. Resepsiyona gidip gene sıkı pazarlıklar sonucu bir oda bulduk, eşyalarımızı toplayıp o odaya geçtik. Havuzda biraz sefa yaptıktan sonra denize geçtik. Arın güneşlenirken Burakla bir sabah koşusuna çıktık, daha sonra da sporumuzu yaptık. Satıcılar turistlerin yanına sürekli gelip ananas, bileklik tarzı bir çok şey satmaya çalışıyor. Onlarla sürekli muhabbet sohbet ediyorduk, baya eğlenceli oluyor.
Sahilin vazgeçilmezleri
Burtiyle sabah koşumuz
Damsız giriş olmamasına rağmen oraların en çok övülen kulübü Club Cubana’ya gitmeye karar verdik, bir şekilde yolumuzu buluruz gene diyerek. İçeride sınırsız içki, çiftler için giriş 1800 rupi, tek bayan girişi 700 rupi, damsız erkeğe giriş yoktu. Güvenlikten kalabalık bir grupla geçip girişte de çift bileti almaya çalıştık ama adam arkadaşlarınız nerde falan dedi, biz de bekliyoruz vs. deyip whatsapptan bir şeyler gösterip ayak yaptık biraz. Sonra adam tiplerimize bakıp siz 1400 er ödeyin onlar kendirlerinkini ödesin deyip kıyak yaptı bize, biz de okay dedik tabi ki. Üstüne bir de elimizde dün geceden kalan 2 tane paramparça olup sonradan bantladığımız 1000 rupi vardı onlardan birini kakaladık, baya tertemiz bir giriş oldu.


Club Cubana'daki parti kısımlarından biri
 İçeride 4 farklı alan vardı. Biri havuz başı, biri bar kısmı, biri iki katlı bir ev, bir de suma kafası ormanlık bir alan. Hepsinde farklı müzikler çalıyordu. Bütün gece gene kudurduk orada, ben tam yolumu bulmuş gece 4 gibi dönecekken Arın’dan haber alamamaya başladık ve kendi dönemez bu şimdi diye geri dönüp aramaya karar verdim. 15 dakikalık bir arayışın sonunda Arın’ı bitap bir şekilde buldum. Bir şekilde dışarı çıktık, bulduğumuz taksici kusan olursa parasını alırım diyordu, tamam hacı sür sen dedik. Tam taksiye binmişken kapıyı duvara vurduk ve adam dellendi birden, para istemeye başladı. Bu arada biz de Arın’ı kullanıp biraz zaman kazandık kenarda. Sonra etraf kalabalıklaşınca bir anda tekrar içeriye doğru kaçıp adamı ektik. Bir süre sonra da başka taksiye atladık  ve otelimize sağ salim döndük. Bombay’de vapurda tanıştığımız Joella da Goa’daydı, onunla burada buluşacaktık ama gene denk getiremedik başka bahara bıraktık.


Kankimle güneşlenme keyfi
Bir hintlinin yardımı ile inek ile selfie
Otelimizde gene güzel bir kahvaltımızı ettik, check-out yaparken de karambole geldi ve otele 500 rupi taktık. Burak’la ben eşyalarımızı alıp hemen yandaki fiyatı daha uygun otele geçtik, Arın’ın da o gün dönüş uçağı vardı. Calangute Beach’e gidip biraz orada vakit geçirdikten sonra Arın’ı uğurladık ve Burak’la sabah sporumuzu yapmaya çıktık gene. GoPro’yu ne zaman çıkarsam insanlar acayip şok oluyor, GoPro Hindistan’da çok yaygın değilmiş. Bir de selfie stickle beraber çekerken, film çekiyoruz zannedip el sallayıp yanımıza koşuyordu herkes. Koşu sırasında sahilde videolar çektik, insanlarla baya komik röportajlar yaptık. Bir kaç kişi daha önceden bana gelip, benim AAmir Khan’a benzediğimi, eğer onun gibi giyinip Hindistan’da sokağa çıkarsam herkesin gelip benle fotoğraf çekileceğini söylemişti. Burak da bazen abartıp Amar Kahn olduğumu söylüyordu. Bazılarına Türkiye’den gazeteci olduğumuzu söyleyip onlarla Goa hakkında röportaj yapıp meşhur olacağını söylediğimiz bile oldu. Sahillerde bir sürü inek var, oturup güneşleniyorlar, kimse de hiçbir şey yapmıyor. Hindistan’da inek kutsal olduğu için hiç kimse dokunmuyor, ana yola çıksalar bile geçmelerini bekliyorlar. Dana eti yemek zaten yasak, sadece bazı restoranlarda ve dükkanlarda satılıyor.
Arın'dan ayrıldıktan sonra geçtiğimiz otel
Sahil manzaraları


Bizle fotoğraf çekinen hintliler
Baga Beach’e geri döndük ve Sahil’in önerdiği, Zanzibar beach bara gittik yemek için, orada bir güzel keyfimizi yaptık. Akşam da gezinin geri kalanını araştırmak için bir yerde oturduk. Goa’nın güneyine de 2-3 gün gitmek istiyorduk, fakat aynı zamanda bungalow (ağaç ev) kafası da yapmak istiyorduk. Mumbai’da tanıştığımız Joella Anjuna beach’te bir bungalow’da kalıyormuş, biz de o mekanı arayıp yarın için yer olup olmadığını sorduk. Yer yok dediler ama ardından bir SMS geldi, çakma bir booking yapıp yarın gidelim, en kötü görmüş oluruz dedik.
Zanzibar ve sahil manzaraları

İnternette dolaşırken Saturday Night Bazaar diye bir linke rastladım, Goa’da Cumartesi geceleri kurulan çok büyük bir pazarmış. Club Cubana’ya gitmeden oraya gitmeye karar verdik. 15 gündür beraber yaşayınca Burak’la tam anlamıyla evli çiftlere dönmüştük artık, paralarımızı bile ortak tutuyorduk. Bankamatiklerle de sürekli sorun yaşamaya başladık, hiçbiri para vermemeye başladı ve yanımda garanti olsun diye getirdiğim Euro’ları bozdurmaya başladım artık bir yandan.

Hayatımızda gördüğümüz en fena motor trafiği vardı, en azından 500’den fazla motor yola sıkışmış bekliyorlardı, biz de biraz yürüyüp ana yoldan bir taksi çevirdik. Pazara vardığımızda inanılmaz etkileyici bir yerle karşılaştık. Baya büyük bir alanda lokal insanlar ve yabancılar 100lerce butik seyyar dükkanda bilimum çeşit eşya, kıyafet, yemekler vs. satıyordu. Biz sadece küçük bir bölümünü gezebildik, hepsini gezmesi baya uzun zaman alır. Pazar’ın en tepesine doğru yürüdüğümüzde Suma tarzında bir yere rastladık. Biraz orada takıldıktan sonra gezmeye devam ettik ve pazarın diğer en yüksek köşesinde ilkinden daha büyük aynı konseptte bir bar-kulüp tarzı yer vardı. Halka açık bir alanda insanların bu tarz eğlenmesi çok bombaydı ve orayı çok beğenip bütün gece orada kalmaya karar verdik. Mekanı gece 4’e doğru kapattılar, pazar da tam o saatte kapanıyordu.  Çıkarken birer Greek dürüm yedik ama bildiğin bizim urfa dürüm. Bütün geceyi mükemmel organize edip baya eğlendik, bu da          hayatımızdaki ikinci en enteresan gün olabilir.
Saturday Night Bazaar'daki parti alanı
Kahvaltımızı edip çantalarımızı aldık ve Anjuna Beach’deki Tantra Beach Shack and Hut’a gittik. Arka tarafta cottage’lar (kapalı kulübeler) ön tarafta da ağaçtan yapılmış etrafı açık ağaçtan yapılmış yatmalık yerler vardı. Gelmişken tam olsun açık yerde kalalım istedik, en üsttekilerden birini beğendik ama adam alttakilerin boş olduğunu söyledi, biz de onlardan birini tuttuk. Adam doğallığı abartmış locker diye pis bir buzdolabı vermeye çalıştı bize, yok artık o kadar da değil deyip eli yüzü düzgün olan locker’ı alıyoruz diğerini git başkasına ver dedik. Joella ile de orada buluştuk sonunda, o da ayağını kesmiş onun pansumanını yaptık. Artık ritüelimiz olan sahilde ananaslarımızı yedik, satıcı kızlardan kolye satın aldık , bir kaçına da dükkanlarını ziyarete geleceğiz diye pinky promise verip yolladık(baya ısrarcılar bu konuda) , sonra sabah sporumuzu yapıp etrafı gezmeye koşuya çıktık.


Kalmayı planladığımız Tantra
Plajların vazgeçilmezi ananas
Oranın en popüler mekanı olan Curlies’in tepesinde çok güzel ağaçtan evler gördük ve ben bir fiyatını sorayım piyasa araştırması olsun dedim. Arkadaki manzarasız olanlara 2000, deniz manzaralı olana 3500, onun bir kat üstünde daha geniş olana 4000 rupi dedi. Yoğun pazarlıklar sonunda, pazarlığın en sıkıştığı anda en son kozumuz olan Sundarhe-Acahe tatkiğini yapp golü attık ve üst kattaki efsane manzarası olan en güzel ağaç evi 2500 rupiye anlaştık. Adama yarım saate geleceğiz deyip diğer otelden paramızı nasıl alacağımızı kara kara düşünmeye başladık. Kafamızda baya senaryo yazıp Tantra’ya geri döndük ve oynamaya başladık. Tabi ki geri vermek istemediler parayı, daha sonra her sıkıştığımız zamandaki gibi son kozumuz olan Acahe - Sundarhe taktiğimizi kullanıp, paranın %80 ini alıp kalanını ile de akşam yemeğinden düşmeli anlaşıp bütün paramızı kurtardık oradan da.

Üstteki kırmızı bungalow bizim 4 günlük yeni evimiz oldu
Kaldığımız yerin parti alanı
Burada bir ara verip özellikle Hindistan’a gidecek kişilerin çok işine yarayacak, ayrıca diğer çoğu Asya ülkesinde de geçerli olup bizzat hepsinde deneyip onayladığım pazarlık taktiklerinden bahsedeyim. Bu bölgelerde pazarlık Türkiye’dekinden de beter durumda. Her şey pazarlıkla alınmalı; kaldığınız oda, bindiğiniz Tuktuk, satın aldığınız kıyafet, hediyelik, yiyecek, marketten aldığınız su bile pazarlığa açıktır. Bir dükkanda yarım saat pazarlık yapıp ilk söylenen fiyatın 10’da birine anlaştığınızda çok karlı bir alış veriş yaptığınızı düşünebilirsiniz. Ama 10 dakika sonra aynı ürünü bir başka dükkanda, aldığınız fiyatın yarısına görüp sinirlerinizin bozulması çok olasıdır o yüzden aşağıdaki adımları izleyerek mutlu sona ulaşabilirsiniz.

1- Pazar araştırması: Öncelikle kesinlikle ilk gördüğünüz ürünü almıyorsunuz. Fiyatı aşırı ucuz olsa da çok beğenmiş olsanız da bir sonraki 1-2 yere daha sorduğunuzda fiyatın lineer olarak düştüğünü göreceksiniz. 3 adet yere fiyatı sorup oradan ayrıldığınızda zaten siz giderken arkanızdan gelip çok ucuz fiyat seviyelerine inmeye başlayacaktır.

2- Ürünle ilgilenmiyor gibi yapmak: Eğer bir ürünle ilgilenirseniz, fiyatın zaten ucuz olduğunu biliyorlar ve onu bir şekilde o fiyata alacağınızı biliyorlar. Ama bir ürünle ilgilenmeyip satıcının size göstermesini bekleyip, burun kıvırırsanız o ürünü almayacağınızı biliyorlar ve ne satsam kardır mantığıyla 10’da birine bile almanız mümkün.

3 – Walk away taktiği: En güçlü ve her yerde çalışan bir numaralı taktiktir. İlk taktiği uyguladıktan sonra indirebildiğiniz en düşük fiyattan da düşük bir fiyat söyleyin, hayır dediğinde de o zaman kalsın almayacağım deyip dükkandan ayrılın. Peşinizden gelip o fiyatı vermez ise ben bu işi bilmiyorum. İstisnasız her yerde geçer.

4- Toplu satın alma: İndirdiğiniz en düşük fiyat üzerinden makul bir oran yakalayıp çok çok daha ucuza birden çok ürün alabilirsiniz. Toplu almayacak bile olsanız 1 ürünü en son 1000 rupiye indirdiyseniz, 3 tanesini 2000’e alırım deyip onaylatıp, daha sonra tekini 700’e almanız çok olasıdır. Odalar için de, şimdilik bir gün tutacağız beğenirsek 4-5 gün kalacağız deyip fiyatı çok aşağılara çekebilirsiniz.

5- Acındırma taktiği: Ben backpakerim veya öğrenciyim bu kadar param yok, deyip üzerinde bir de walk-away yaptığınızda  o ürünü almayacağınızdan emin oluyorlar ve sudan ucuz şekilde veriyorlar.

6- Sundarhe – Acahe taktiği: En çok Hindistan’da işe yarayan ama diğer ülkelerde de yer yer işe yaradığı görülen taktiktir. O ülkenin dilinde 5-6 kelime öğrenip bunların doğru yerlerde doğru şekilde kullanıldığında her kapıyı açar. Hintçe’de sundarhe ‘’güzel’’ demektir, acahe de ‘’iyi’’ demektir.

Üstteki oda kiralama örneğinden gidersek; Öncelikle piyasa fiyatlarını bildiğiniz için bodos şekilde indirim istiyorsunuz, daha sonra bu fiyat çok fazla, bu fiyata olmaz falan deyip daha da aşağı çekiyorsunuz (pazar araştırması). Fiyatı yüksek olan odayla ilgilenmiyorsunuz, böyle yapınca adam daha fazla para almak için onu öneriyor fakat siz istemediğiniz için pazarlığın daha sonraki aşamalarında bunu koz olarak kullanabiliyorsunuz (ilgilenmiyor gibi yapmak). Daha sonra bu odadan memnun kalırsak 5 gün daha kalacğız burada deyip biraz daha indiriyorsunuz (toplu satın alma). Hala inme ihtimali olduğunu düşünüyorsanız Hintçe iki kelam bir girizgâh yapıp, arından ‘’sundarhe room’’, ‘’acahe room’’ gibi kelimerle Hintçe konuşmaya başlayıp bildiğiniz bütün hintçe kelimeleri söylüyorsunuz ve yelkenleri suya indiriyorlar zaten (sundarhe - acahe taktiği). Biz öğrenciyiz bu kadar para veremeyiz deyip verebileceğimiz en son fiyat  şu, yap bize bu seferlik bir kıyak deyip hedef fiyatınızı söylüyorsunuz (acındırma taktiği). O fiyatın biraz daha üstünde bir şey söyleyecektir muhtemelen, siz de yok bizim verebileceğimiz son fiyat bu üstünü veremeyiz deyip ‘’dhanyavād’’ (dannivad diye okunur, teşekkür etmektir) deyip el sıkışarak samimiyeti sürdürüp dönüp gitme aşamasına geçiyorsunuz (walk-away taktiği). Ve işlem tamamdır, çünkü o çalışan o odayı her türlü verecektir, koparabildiği en yüksek miktarı almaya çalıştığından arkanızdan gelip söylediğiniz fiyata size odayı verecektir. Bunların yanında doğaçlama olarak iyi polis - kötü polis gibi taktikler de ekleyip başarı şansınızı tavan yaptırabilirsiniz.

Neyse devam edelim, Anjuna Beach, bizim Goa’da gittiğimiz en iyi sahildi ve biz de onun en ünlü kulübünün en iyi odasında mükemmel bir deniz manzarasıyla çok ucuza kalıyorduk. Gece eğer Curlies’de parti yoksa, dalga sesleriyle mükemmel bir uyku çekiliyor. Bu odayı o kadar sevdik ki sadece bir gün kalmak için plan yapmışken, Goa’nın güneyine gitme planını komple iptal edip kalan bütün günlerimizde bu bungalowda kaldık.


Oda balkonumuzdan manzaramız


Oda balkonumuzdan gün batımı
Yeni odamıza yerleştik ve Burak duş alırken ben aşağıyı gezmeye gittim. Parti alanında rengarek bir sürü dekorasyon vardı ve iki ağaç arasına Slack Line kurmuş, pratik yapan bir adam vardı, gidip onunla tanıştım. 41 yaşında bir İngiliz adı James’di, baya muhabbet ettik sonra bana Slack Line’ı öğretmeye başladı. Yarım saatte üzerinde durmaya başladım, 1 saat olduğunda bir kaç adım atıyordum bile, gün sonunda da yürümeye başladım. Adam baya şaşırdı oha ben kaç günde geldim olum bu seviyeye naapıyon sen falan dedi. Oturduk muhabbet ettik onla baya, gün batımını beraber izledikten sonra yemeğe geçip, lokal Goa yemeklerden yedik. Yarın için yoga ve meditasyon kursları aradık ve bir tanesinde Facebook’dan like‘layınca bir ders ücretsiz olan bir kurs bulup ona gitmeye karar verdik.

Sabah 7:30 seansına gidecektik ama baya yorulmuşuz 10:30 da kalkabildik. Sabah sporumuza çıktık, yoldan da bütün backpackers’larda gördüğümüz Hindistan şalvarı olan Ali Baba’lardan alalım diye düşündük, dükkanlara baka baka gidiyorduk. Adamlar o kadar laçkalaşmış ve o kadar ısrar ediyor ki, ısrarla dükkana soktular, baktım hepsine beğenmedim çıktım, adamlardan biri terliğimi giymiş dışarıda vermiyor, bir sinirlendim ayarı verdim biraz ona ayak üstü, sonra yolumuza devam ettik. Otelde biraz manzaramızın keyfini çıkarıp 5:30’daki yoga-meditasyon dersine gittik. Mekan çok güzeldi, yoga yerini en tepeye koymuşlar, 200 merdiven çıkman gerekiyor. İnanılmaz sessiz, manzarası çok güzel olan huzurlu bir yer yapmışlar. Biz biraz geç kaldığımız için başlamışlardı zaten, biz de hemen oturduk bir yerlere devam ettik. Kadın baya profesyoneldi ve sesi çok güzeldi, meditasyon kısmında kendimden geçmişim biraz. Baya rahatlattı bizi transa falan geçtik herhalde bir ara. Çıkışta da telefonlarımız çekmediği için check-in yapamadık ama söz sonradan yapacağız deyip yapamadık tabi, gene de bedavaya aldık dersi.

Çıkarken İsviçreli Karl ve Ellie ile tanıştık, bizi motorlarıyla bırakmayı önerdiler. Ama işin ilginç kısmı kız çok iyi kullanamıyormuş, iki kişi süremem ben, motorun birini biz birini siz alın dediler. Biz de çılgın ve soldan akan Hindistan trafiğini düşünmeden tamam dedik tabi, atladım motora. Kullanmayı bilip bilmediğimizi bile sormadılar, takip edin bizi deyip basıp gittiler önden. 10 dakika önce tanıştığın birine nasıl güvenip motorunu verirsin orası da çok ilginç bir mevzu. Bizim otele yakın bir kavşakta verdik motorlarını geri, akşam için de gidecekleri kulüpleri söylediler görüşürüz orada diye vedalaştık.

Önce onların dediği Lillyput’a daha sonra da bizim kaldığımız yerin altında olan Curleies’deki partiye geçmeye karar verdik. Anjunadaki bütün mekanlar beach kulüp şeklinde, ilk mekana gittiğimizde international bir DJ çalıyordu ve baya kalabalıktı. İnsanlar sahilde deli gibi dans ediyordu, işin ilginç yanı Hintliler ve yabancılar kaynaşmış, gruplar oluşturup çılgın danslar sergiliyorlardı. Hintlilerden Bollywood’u aratmayan dans figürlerine şahit olduk, yabancılar da onlar kudurdukça kuduruyordu. Biz de ortamın çılgınlık seviyesini ölçtükten sonra atladık ortaya başladık kudurmaya oradakilerle. Burak’ı tanıyanlar çılgın dans figürlerini bilirler zaten, düşünün ki İstanbul’da bile yapamadığımız figürleri sergiliyorduk. Kumlarda yerlere falan yatarak dans ediyorduk artık, hatta en son İstanbul’dan beri yapmayı planladığımız ama bir türlü fırsat bulamadığımız birbirimizin bacak arasından geçtiğimiz, şu dansı bile yaptık. Daha sonra dansı ayine çevirdik, Burak etrafına 7-8 tane Hintli topladı, bizim klasik ayinimizi yapmaya başladı. Türkçe kelimeler bağırarak ayin yapıyorduk ve hepsi de biz ne yaparsak onu yapıp bağırıp yerlere yatıyordu bizle birlikte.

Yorulduğumuzda biraz ara verip enteresan insanlarla tanışıp sonra tekrar devam ediyorduk. Tam filmlerden fırlama Antonio adında bir adamla tanıştık, adam kafasına su şişesi koyup aynı anda 3 joint içip bunları diliyle ağzına sokup çıkartabiliyordu, çok enteresan yetenekleri vardı. Kulüptekiler bu adamın kudurmasından rahatsız oldular ve bunu sahilden dışarı atmaya çalıştılar ama tabi biz Türkler hemen mazlumun yanında yer aldık ve güvenliklerle tartışıp adamı dışarı attırmadık.


Çılgın Antonio ve biz
Yan beachte bir aksiyon olduğunu görüp oraya gittik bir de baktık ki film çekiyorlar. Bir Bolywood filminde oynamadan gitmeyelim bir soralım adamlara yabancı oyuncu lazımdır dedik. O sahnenin bitmesini bekleyip kameramanlardan birini çevirip sorduk oynayabilir miyiz lazım mı diye. Önce dalga geçiyoruz zanetti sonra ciddi ciddi sorular sorunca bekleyin yönetmene sorayım deyip gitti. Sonra yanımıza geldi yönetmen bu sahneden sonra gelip konuşacakmış sizle oynayabilirsiniz belki dedi. Biz de allaaaah dedik iyice kudurduk tabi. Yönetmen geldi ne istiyorsunuz dedi, filmde oynamak istiyoruz para vermenize gerek yok dedik.  Baktı tiplerimize İngilizceniz iyi mi dedi, sen ne diyorsun akıyoruz dedik. Burak hatta gaza gelip, ben oyunculuk dersleri aldım Türkiye’de reklamlarda oynuyorum dedi (yalan değil oynamışlığı var kardeşimin). Adam tamam yanınıza birini yollayacağım deyip gitti. 5 dakika sonra yanımıza biri geldi bugünkü sahneler bitiyor birazdan yarın çekileceklerde oynayabilirsiniz ama sabah buradan arabayla alacağız çekimler 1 saatlik bir yerde yapılıyor akşama bırakırız dediler. Ya girelim şimdi ucundan köşesinden yarın gelemeyiz ayrılıyoruz buradan falan dedik olduramadık. Bolywood’a çıkmamıza çok az kalmıştı ama kısmet değilmiş, belki bir gün Holywood’da çıkarız.


Filmin çekildiği yerdeki sahne arkası
Oradan sonra Lilyput’ta tanıştığımız Belçikalı bir erkek bir kızla beraber Curlies’e geçtik. Curlies’in deklarasyonu zaten inanılmaz ve modumuz da baya iyiydi. Bizim bungalow mekanın tam üstünde olduğu için istediğimiz zaman odaya çıkıp inebiliyorduk, baya rahat oluyordu. Odaya çıkıp üzerimize sadece alibabalarımızı ve ayin kolyelerimizi giyip Curlies’da kudurmaya başladık bu sefer. Barda İngiliz bir adamla tanıştık bize içki ısmarlamaya ısrar etti ama tekin bir tipe benzemiyordu, etrafında mekan sahibi falan duruyordu, biz de yok hacı sağ olasın dedik. Sonra kibarlık olsun diye hadi biz dans etmeye gidiyoruz, gel dedik, tamam dedi hemen. Kulübün sahibi geldi bak bu benim kardeşim buna dikkat edin sahip çıkın falan dedi imalı imalı, biz ne olduğunu anlamadık tabi tamam usta sen rahat ol dedik hemen. Adam gayet sakin bir tipti, dans pistine geldik, yüzümüze baktı ve birden BAAASSSS diye bağırmaya başlayıp sahnenin önündeki basların ortasına geçip delirmeye başladı. O an anladık tabi adamın bize neden sahip çıkmamız için ısrar ettiğini. Biz de biraz eşlik ettik ama etraftaki herkese dalaşıyordu adam, sağa sola çarpıyordu dans ederken. Ruslara falan dalaştı, adamlar toplandı bunu dövmeye ahanda dedik dayak yiyecek, millet de bizi bunun arkadaşı bellediği için kim vurduya gidecektik yanında. Yavaş yavaş sıvıştık oradan tabi, kavgayla falan işimiz olmaz bizim temiz çocuklarız :D Kulüp sahibine gidip arkadaş sen bize bunu emanet ettin ama bu adam deli biz buna sahip olamayız haberin olsun deyip kendimizi garantiye aldık. 6’ya kadar oralarda dans edip sahilde vakit geçirdik bol bol.


Odamızın altındaki parti

Curlies'deki partideki modum



















Ertesi gün 10’da kalkmamız gerekirken saat 4:30’da uyandık ama yataktan kalkamıyorduk, pillerimiz bitmiş resmen. Akşam yemeği de yemediğimiz için karınlarımız ağrıyordu. Hint yemeklerine de alışık olmadığımız için mideyi de bozmuşuz biraz, ilaç aldık hemen. Vücutlar o kadar acıya ve baharata alışık olmadığı için mide bozulması sık sık oluyor Hindistan’da ama ilaç alınca geçiyor, yanınızdan eksik etmeyin!

Vagator Beach’e gidip sabah sporumuzu yapmaya karar verdik ama Burak ben kötü oldum yatacağım deyip yarı yoldan geri döndü. Ben de ana yoldan gitmek yerine dağ bayır kayalık bir yol gördüm sahilden kestirme giden, oradan gideyim dedim. Çok enteresan yollardan tırıs tırıs geçerek sonunda Vagator Beach’e vardım. O gün Hintlerin tanrısı olan Shiva günüymüş ayin gibi bir şey yapıyorlardı o sahilde. Dünün ağırlığından sonra bu geceyi biraz daha sakin geçirdik ama odaya döndüğümüzde parti devam ediyordu ve sanki müziği bizim bungalowun içinde yapıyorlar gibi ses çok yüksekti.

Vagator Beach ve Shiva anıtı
Marketlerdeki Goa style
Ertesi gün check-outumuzu yaptık ve Anjuna beach Flee Market’a gittik. Baga bölgesinde gittiğimiz Saturday Night Bazaar benzeriydi. Çok ucuza çok güzel şeyler satılıyordu, orada bir süre geçirdikten sonra otele geri döndük. Ben 4 gündür odamdan Paragliding (Yamaç paraşütü) yapan insanları izleye izleye baya bilenmiştim bu işe. Oradaki paragliding hocalarından en iyisi ilk günlerde tanıştığımız ve bana Slack Line öğreten John’un kankası Amerikalı Brain’dı. En çılgın hareketleri o yapıyormuş, palmiyelere falan ayağını değdiriyormuş John’dan öğrendiğimiz kadarıyla. John gitmeden onla tanıştırmıştı bizi, ben de Paragliding tepesine çıkıp onu sordum fakat bugün geç gelirler dedi, cebinden de aradım ama ulaşamadım. Diğer adamla yapmaya karar verdim paramı alıp geri döndüğümde şansıma Brain gelmişti ve hemen atladım tabi ona/ Gopro’mla uçabilir miyim diye sordum, düşürmeyeceksen sorun yok dedi. Adamın kafası o kadar rahat ki uçuş ekipmanlarını ve beni hazırlarken bir güzel otunu içti. Dedim Brain hakikaten uçacağız herhalde, sıkıntı yok ben çok uçtum böyle deyince, tamam patron öyleyse dedim ve atladık tepeden.



Ready to fly
Paraşütten Anjuna Beach manzarası
Anjuna Beach’in manzarası yüksekten çok daha güzelmiş, sağ tarafında tamamen ormanlar, arkası full palmiyeler, diğer tarafında da kayalıklar ve diğer beachler var. John’un dediği kadar varmış baya extreme hareketler yaptık uçuş boyunca. Ayağımı palmiyelere değdirdim, bir an Curlies’in çatısına değdirmeye ikna eder gibi oldum ama sonra o kadar da değil dedi Allahtan. Burak en başta yapmak istememişti ama indiğimde çok iyiydi lan ben de yapmak istiyorum dedi ama zamanımız olmadığı için hemen taksiye atlayıp hava limanına geçtik. Burak’ı uğurladım, benim uçağım ise o sabah 8’de idi. Burak'ı aramızdan uğurlamışken, eski bloğunu tekrardan hayata geçirip yazmaya başlamış takip etmek isteyenler buradan buyursun : http://burtininbasibelada.blogspot.com

Anjuna Beach
Curlies'e veda vakti
Seattle’daki kankilerimden ve oradaki exchange kulübünün sorumlularından olan Saleh ben tura çıkmadan Asya’daki bir sürü kişinin kontağını vermişti bana mümkünse konaklama sağlamak, veya o ülkelerle ilgili bilgi almak için. Onun sayesinde iletişime geçtiğim Mitali ile konuşuyorduk bir süredir ve  o gece onun evinde kalabileceğimi söylemişti. Havalimanından kızın evine gitmeye çalışırken orada Avusturyalı iki çocukla tanıştım ve taksiyi paylaşalım dedik, beni yolda bırakıp devam ettiler. Mitali motoruyla aldı beni ve onların evine doğru geçtik. Evde annesi, babası, ablası ve babaannesi beraber yaşıyordu. Gitmeden bir Hint ailesinde kalıp, oranın gerçek yüzünü de görme fırsatı yakaladığım çok iyi oldu.

Ailesiyle tanıştıktan sonra markete gittik, markette para kullanmıyorlarmış mesela oralarda bizim veresiye kafası, borç defterleri varmış gidip ismini söyleyip ne alacaksan alıyormuşsun. Evlerinde wifi yok, kimsede yok buralarda diyor, kablolu ile bağlanıyorlar internete. Ablasıyla çok derin din muhabbetleri yaptık. Hinduyuz diyorlar ama hiç bir Hint tanrısına tapmıyorlar. İsa’ya tapıyorlar ama Hıristiyan değiller, nasıl iş anlamadım. Her sene Hindistan’da düzenlenen dünyaca ünlü bir İsa kampına gidiyorlarmış, orada kalıyorlarmış 1-2 haftalığına. Babaları da Parkinson hastası çok iyi bir adamdı.

Yeni paragliding yaptığım için ayaklarım toz toprak içindeydi ve yıkayayım bari dedim tuvalette. Ayağımı bir ıslattım bütün tuvalet çamur oldu, adam gibi gider de yokmuş çaktırmadan temizleyene kadar uğraştım baya. Akşam yemeğinde düğündekilerden farklı olarak tam bir Hint aile yemeği yedim. Her şeyin içinde yumurta var. Yumurtalı bir çorba içip daha sonra gene yumurtalı ve pilavlı bir şeyler yedim. Ben seni bırakacağım motorla dedi Mitali, gece de bütün aile kalkacakmış o saatte beni uğurlamak için, hiç gerek yok dediysem de dinletemedim. Gece de sen alarm kurma biz seni 4:30’da uyandıracağız dediler ama ben garantici adamım kurdum tabi alarmımı.

Gece bir uyandım hiç ses yok evde, çıktım odalarına falan kapılar kapalı girmeyeyim dedim bekledim biraz daha ama saat 4:55 olmuştu ve girip uyandırmaya karar verdim. Baya kafaları rahat herhalde aa uyuyakalmışız dediler, Allahtan alarmımı kurmuşum da uçağımı kaçırıp tam bir kaosa sürüklenmedim. 80 yaşındaki babaannesi dahil hep beraber gece kahvaltımızı yedik vedalaştık ve Mitali beni havalimanına bıraktı.
Mitali ve sabah 5'te beni uğurlayan ailesi
Goa’dan Hindistan’ın güney doğusundaki Chennai’ye geçtim, Sri Lanka’ya geçmek için burada 4-5 saat aktarmam vardı. Gezilecek bir kaç tapınak bulmuştum yolda, onları gezmeye çıktım ama havalimanındakiler çok trafik var bu şehirde kaçırma uçağı dikkat et deyince ben de risk almadım ve Dubai’de işe yaramayan lounge kartımı denemeye karar verdim, eğer girersem hem bedavaya yemeklerimi yiyecektim hem de günlerdir olmayan interneti bulup işlerimi halledebilecektim.

Lounge’a girince giriş masasında kimse yoktu ben de direkt içeri yürüyüp koydum çantamı bir yere. Sonra biri geldi kartımı sordu, ben de kartımı verdim hiç bozuntuya vermeden. Alihan’ın imzasını da çaktım ve 4-5 saat boyunca bol bol yedim içtim, internete girip keyfim yaptım. Sri Lanka’daki planlarım son dakikada tekrar değiştiğinden dolayı, oraya vardığımda henüz nasıl gideceğimi bilmediğim uzun bir yolculuk beni bekliyordu Kalpitya şehrine kadar. Yolda yemelik yiyeceğimi de çantama stoklayarak çay cenneti Sri Lanka’ya doğru yola koyuldum.