Hindistan’ın en güzel yeri, hippilerin bölgesi Goa’ya
gelmiştik sonunda ve buradaki günlerimizi en keyifli şekilde geçirmeyi kafamıza
koymuştuk. Goa, hakkında duyduğumuz şeyleri boşa çıkartmadı ve bize çok keyifli
günler, anılar yaşattı.
Saat 4 gibi Goa havalimanına vardık fakat Goa yanıyor resmen, +30 derece. İner inmez billboardlarda gördük ki 14-17 Şubat Goa festivali varmış, iyi şeylerin habercisi bu dedik. Geçen seferlerden otellerle ilgili dersimizi almıştık, havalimanında rezervasyon yaptıracaktık ki Sahil ısrarla yapmayın oraya gidip pazarlık yapın kesin çok daha ucuzlarını bulacaksınız diye ısrar edince biz de öyle yapmaya karar verdik. Taksiler için havalimanından sıraya girilip bilet alınıyor. Baya da kalabalıktı ama biz bir şekilde sıraya kaynayıp en önden hemen taksimizi aldık. Taksiye atlayıp Goa’nın en hareketli bölgesi olan Baga Beach’e gittik (1100 rupi). İnternetten beğendiğimiz bir otelin önünde indik baya da güzeldi ama biraz pahalıydı o yüzden etrafı araştırmaya çıktık. Çok ucuza yerler bulduk ama hem Arın gidene kadar biraz rahat edelim havuz sefası falan yaparız diye hem de Bombay’den sonra keyifler yerine gelsin diye o otelle pazarlık yapıp fiyatı aşağı çekip bastık parayı, odayı bir gecelik tuttuk. Bütün otel fiyatları da internettekilerden daha ucuzdu, hem vergi vermiyorlar hem de pazarlığa açık olduğu için Hindistan’da her zaman yüz yüze veya telefonla daha ucuza alma imkanınız var.
![]() |
| Beach barlar |
Otellerdeki sona kalan dandik yatağa sırayla yatıyorduk ve
sıra gene Arın’da olduğu için kakaladık ona orayı. Üzerimizi değiştirip denize
geçtik. Kilometrelerce uzanan bir sahil, her yerde beach kafe ve barlar vardı
ve her yer aşırı kalabalıktı. Ve işin güzel yanı her şey sudan ucuzdu,
jetski’ye binmek 4 dolardı mesela. Hindistan’da Spring Break havası vardı
resmen, nereye geldiğimizi şaşırdık. Denize girip gün batımını izledikten sonra
Tripadvisor’den bulduğumuz Jamies adında bir restorana gidip en büyüğünden bir
tane lobster, yanına da aperatifler söyledik. Lobster baya az geldiği için
karnımız da doymadı tam ama servis baya iyiydi, sinek kovucu bile ikram
ediyorlardı. Otele dönerken tekrar bir konaklama araştırması yaptık ama sonunda
bir gece daha bizim otelde kalmaya karar verdik. Otele gittiğimizde hiç yer
olmadığını söylediler, biz de biraz zorlayarak kendimizi sabah için bekleme
listesine yazdırdık, duşlarımızı alıp odada biraz demlenip geceye çıktık.
| Baga Beach'deki otelimiz ve çamaşır yıkama seramonim |
Baga Beach’in asıl sokağında bir kaç barda takıldık önce. Gece
kulüplerinin neredeyse hepsi ve barların da bir kısmının girişi paralı, hatta bazı
gece kulüplerinde kızların bile girişte para ödemesi gerekiyor. Lokalleri
caydırmak için böyle bir yol izliyorlar sanırım. Kulüplere de damsız giriş
sıkıntı oluyor, ama yoldan kız çevirip kulübe girmek olası. Gecenin sonunda da sahile
gittik oturduk muhabbet etmeye ve hayatımızdaki en sıradışı olaylardan birini yaşadık
o gece.
Ertesi gün otelde baya güzel açık büfe bir kahvaltı yaptık.
Hindistan otellerindeki kahvaltı stili, açık büfeden alacağını aldıktan sonra
garsonlara omletin içine koyacaklarını söyleyerek siparişi veriyorsun, baya
güzel oluyor. Zaten adamların yaptığı her şeyde yumurta kesin yer alıyor.
Resepsiyona gidip gene sıkı pazarlıklar sonucu bir oda bulduk, eşyalarımızı
toplayıp o odaya geçtik. Havuzda biraz sefa yaptıktan sonra denize geçtik. Arın
güneşlenirken Burakla bir sabah koşusuna çıktık, daha sonra da sporumuzu
yaptık. Satıcılar turistlerin yanına sürekli gelip ananas, bileklik tarzı bir
çok şey satmaya çalışıyor. Onlarla sürekli muhabbet sohbet ediyorduk, baya
eğlenceli oluyor.
Sahilin vazgeçilmezleri![]() |
| Burtiyle sabah koşumuz |
Damsız giriş olmamasına rağmen oraların en çok övülen kulübü
Club Cubana’ya gitmeye karar verdik, bir şekilde yolumuzu buluruz gene diyerek.
İçeride sınırsız içki, çiftler için giriş 1800 rupi, tek bayan girişi 700 rupi,
damsız erkeğe giriş yoktu. Güvenlikten kalabalık bir grupla geçip girişte de
çift bileti almaya çalıştık ama adam arkadaşlarınız nerde falan dedi, biz de
bekliyoruz vs. deyip whatsapptan bir şeyler gösterip ayak yaptık biraz. Sonra
adam tiplerimize bakıp siz 1400 er ödeyin onlar kendirlerinkini ödesin deyip
kıyak yaptı bize, biz de okay dedik tabi ki. Üstüne bir de elimizde dün geceden
kalan 2 tane paramparça olup sonradan bantladığımız 1000 rupi vardı onlardan
birini kakaladık, baya tertemiz bir giriş oldu.
İçeride 4 farklı alan
vardı. Biri havuz başı, biri bar kısmı, biri iki katlı bir ev, bir de suma
kafası ormanlık bir alan. Hepsinde farklı müzikler çalıyordu. Bütün gece gene
kudurduk orada, ben tam yolumu bulmuş gece 4 gibi dönecekken Arın’dan haber
alamamaya başladık ve kendi dönemez bu şimdi diye geri dönüp aramaya karar
verdim. 15 dakikalık bir arayışın sonunda Arın’ı bitap bir şekilde buldum. Bir
şekilde dışarı çıktık, bulduğumuz taksici kusan olursa parasını alırım diyordu,
tamam hacı sür sen dedik. Tam taksiye binmişken kapıyı duvara vurduk ve adam
dellendi birden, para istemeye başladı. Bu arada biz de Arın’ı kullanıp biraz
zaman kazandık kenarda. Sonra etraf kalabalıklaşınca bir anda tekrar içeriye
doğru kaçıp adamı ektik. Bir süre sonra da başka taksiye atladık ve otelimize sağ salim döndük. Bombay’de
vapurda tanıştığımız Joella da Goa’daydı, onunla burada buluşacaktık ama gene
denk getiremedik başka bahara bıraktık.
| Kankimle güneşlenme keyfi |
| Bir hintlinin yardımı ile inek ile selfie |
Otelimizde gene güzel bir kahvaltımızı ettik, check-out
yaparken de karambole geldi ve otele 500 rupi taktık. Burak’la ben eşyalarımızı
alıp hemen yandaki fiyatı daha uygun otele geçtik, Arın’ın da o gün dönüş uçağı
vardı. Calangute Beach’e gidip biraz orada vakit geçirdikten sonra Arın’ı
uğurladık ve Burak’la sabah sporumuzu yapmaya çıktık gene. GoPro’yu ne zaman
çıkarsam insanlar acayip şok oluyor, GoPro Hindistan’da çok yaygın değilmiş.
Bir de selfie stickle beraber çekerken, film çekiyoruz zannedip el sallayıp
yanımıza koşuyordu herkes. Koşu sırasında sahilde videolar çektik, insanlarla baya
komik röportajlar yaptık. Bir kaç kişi daha önceden bana gelip, benim AAmir Khan’a benzediğimi, eğer onun gibi giyinip Hindistan’da sokağa çıkarsam
herkesin gelip benle fotoğraf çekileceğini söylemişti. Burak da bazen abartıp
Amar Kahn olduğumu söylüyordu. Bazılarına Türkiye’den gazeteci olduğumuzu
söyleyip onlarla Goa hakkında röportaj yapıp meşhur olacağını söylediğimiz bile
oldu. Sahillerde bir sürü inek var, oturup güneşleniyorlar, kimse de hiçbir şey
yapmıyor. Hindistan’da inek kutsal olduğu için hiç kimse dokunmuyor, ana yola çıksalar
bile geçmelerini bekliyorlar. Dana eti yemek zaten yasak, sadece bazı restoranlarda
ve dükkanlarda satılıyor.
| Arın'dan ayrıldıktan sonra geçtiğimiz otel |
| Sahil manzaraları |
Baga Beach’e geri döndük ve Sahil’in önerdiği, Zanzibar
beach bara gittik yemek için, orada bir güzel keyfimizi yaptık. Akşam da gezinin
geri kalanını araştırmak için bir yerde oturduk. Goa’nın güneyine de 2-3 gün gitmek
istiyorduk, fakat aynı zamanda bungalow (ağaç ev) kafası da yapmak istiyorduk.
Mumbai’da tanıştığımız Joella Anjuna beach’te bir bungalow’da kalıyormuş, biz
de o mekanı arayıp yarın için yer olup olmadığını sorduk. Yer yok dediler ama
ardından bir SMS geldi, çakma bir booking yapıp yarın gidelim, en kötü görmüş
oluruz dedik.
| Zanzibar ve sahil manzaraları |
İnternette dolaşırken Saturday Night Bazaar diye bir linke
rastladım, Goa’da Cumartesi geceleri kurulan çok büyük bir pazarmış. Club
Cubana’ya gitmeden oraya gitmeye karar verdik. 15 gündür beraber yaşayınca Burak’la
tam anlamıyla evli çiftlere dönmüştük artık, paralarımızı bile ortak
tutuyorduk. Bankamatiklerle de sürekli sorun yaşamaya başladık, hiçbiri para
vermemeye başladı ve yanımda garanti olsun diye getirdiğim Euro’ları bozdurmaya
başladım artık bir yandan.
Hayatımızda gördüğümüz en fena motor trafiği vardı, en
azından 500’den fazla motor yola sıkışmış bekliyorlardı, biz de biraz yürüyüp
ana yoldan bir taksi çevirdik. Pazara vardığımızda inanılmaz etkileyici bir
yerle karşılaştık. Baya büyük bir alanda lokal insanlar ve yabancılar 100lerce
butik seyyar dükkanda bilimum çeşit eşya, kıyafet, yemekler vs. satıyordu. Biz
sadece küçük bir bölümünü gezebildik, hepsini gezmesi baya uzun zaman alır. Pazar’ın
en tepesine doğru yürüdüğümüzde Suma tarzında bir yere rastladık. Biraz orada
takıldıktan sonra gezmeye devam ettik ve pazarın diğer en yüksek köşesinde
ilkinden daha büyük aynı konseptte bir bar-kulüp tarzı yer vardı. Halka açık
bir alanda insanların bu tarz eğlenmesi çok bombaydı ve orayı çok beğenip bütün
gece orada kalmaya karar verdik. Mekanı gece 4’e doğru kapattılar, pazar da tam
o saatte kapanıyordu. Çıkarken birer
Greek dürüm yedik ama bildiğin bizim urfa dürüm. Bütün geceyi mükemmel organize
edip baya eğlendik, bu da hayatımızdaki ikinci en enteresan gün olabilir.![]() |
| Saturday Night Bazaar'daki parti alanı |
Kahvaltımızı edip çantalarımızı aldık ve Anjuna Beach’deki
Tantra Beach Shack and Hut’a gittik. Arka tarafta cottage’lar (kapalı
kulübeler) ön tarafta da ağaçtan yapılmış etrafı açık ağaçtan yapılmış yatmalık
yerler vardı. Gelmişken tam olsun açık yerde kalalım istedik, en üsttekilerden birini
beğendik ama adam alttakilerin boş olduğunu söyledi, biz de onlardan birini
tuttuk. Adam doğallığı abartmış locker diye pis bir buzdolabı vermeye çalıştı
bize, yok artık o kadar da değil deyip eli yüzü düzgün olan locker’ı alıyoruz
diğerini git başkasına ver dedik. Joella ile de orada buluştuk sonunda, o da
ayağını kesmiş onun pansumanını yaptık. Artık ritüelimiz olan sahilde
ananaslarımızı yedik, satıcı kızlardan kolye satın aldık , bir kaçına da
dükkanlarını ziyarete geleceğiz diye pinky promise verip yolladık(baya ısrarcılar
bu konuda) , sonra sabah sporumuzu yapıp etrafı gezmeye koşuya çıktık.
| Kalmayı planladığımız Tantra |
| Plajların vazgeçilmezi ananas |
Oranın en popüler mekanı olan Curlies’in tepesinde çok güzel
ağaçtan evler gördük ve ben bir fiyatını sorayım piyasa araştırması olsun
dedim. Arkadaki manzarasız olanlara 2000, deniz manzaralı olana 3500, onun bir
kat üstünde daha geniş olana 4000 rupi dedi. Yoğun pazarlıklar sonunda,
pazarlığın en sıkıştığı anda en son kozumuz olan Sundarhe-Acahe tatkiğini yapp
golü attık ve üst kattaki efsane manzarası olan en güzel ağaç evi 2500 rupiye
anlaştık. Adama yarım saate geleceğiz deyip diğer otelden paramızı nasıl
alacağımızı kara kara düşünmeye başladık. Kafamızda baya senaryo yazıp
Tantra’ya geri döndük ve oynamaya başladık. Tabi ki geri vermek istemediler
parayı, daha sonra her sıkıştığımız zamandaki gibi son kozumuz olan Acahe -
Sundarhe taktiğimizi kullanıp, paranın %80 ini alıp kalanını ile de akşam
yemeğinden düşmeli anlaşıp bütün paramızı kurtardık oradan da.
Üstteki kırmızı bungalow bizim 4 günlük yeni evimiz oldu
|
Burada bir ara verip özellikle Hindistan’a gidecek kişilerin
çok işine yarayacak, ayrıca diğer çoğu Asya ülkesinde de geçerli olup bizzat hepsinde
deneyip onayladığım pazarlık
taktiklerinden bahsedeyim. Bu bölgelerde pazarlık Türkiye’dekinden de beter
durumda. Her şey pazarlıkla alınmalı; kaldığınız oda, bindiğiniz Tuktuk, satın
aldığınız kıyafet, hediyelik, yiyecek, marketten aldığınız su bile pazarlığa
açıktır. Bir dükkanda yarım saat pazarlık yapıp ilk söylenen fiyatın 10’da
birine anlaştığınızda çok karlı bir alış veriş yaptığınızı düşünebilirsiniz.
Ama 10 dakika sonra aynı ürünü bir başka dükkanda, aldığınız fiyatın yarısına
görüp sinirlerinizin bozulması çok olasıdır o yüzden aşağıdaki adımları
izleyerek mutlu sona ulaşabilirsiniz.
1- Pazar araştırması:
Öncelikle kesinlikle ilk gördüğünüz ürünü almıyorsunuz. Fiyatı aşırı ucuz
olsa da çok beğenmiş olsanız da bir sonraki 1-2 yere daha sorduğunuzda fiyatın
lineer olarak düştüğünü göreceksiniz. 3 adet yere fiyatı sorup oradan
ayrıldığınızda zaten siz giderken arkanızdan gelip çok ucuz fiyat seviyelerine
inmeye başlayacaktır.
2- Ürünle ilgilenmiyor gibi yapmak: Eğer
bir ürünle ilgilenirseniz, fiyatın zaten ucuz olduğunu biliyorlar ve onu bir
şekilde o fiyata alacağınızı biliyorlar. Ama bir ürünle ilgilenmeyip satıcının
size göstermesini bekleyip, burun kıvırırsanız o ürünü almayacağınızı
biliyorlar ve ne satsam kardır mantığıyla 10’da birine bile almanız mümkün.
3 – Walk away taktiği: En güçlü ve her
yerde çalışan bir numaralı taktiktir. İlk taktiği uyguladıktan sonra
indirebildiğiniz en düşük fiyattan da düşük bir fiyat söyleyin, hayır dediğinde
de o zaman kalsın almayacağım deyip dükkandan ayrılın. Peşinizden gelip o
fiyatı vermez ise ben bu işi bilmiyorum. İstisnasız her yerde geçer.
4- Toplu satın alma:
İndirdiğiniz en düşük fiyat üzerinden makul bir oran yakalayıp çok çok daha
ucuza birden çok ürün alabilirsiniz. Toplu almayacak bile olsanız 1 ürünü en
son 1000 rupiye indirdiyseniz, 3 tanesini 2000’e alırım deyip onaylatıp, daha
sonra tekini 700’e almanız çok olasıdır. Odalar için de, şimdilik bir gün
tutacağız beğenirsek 4-5 gün kalacağız deyip fiyatı çok aşağılara
çekebilirsiniz.
5- Acındırma taktiği:
Ben backpakerim veya öğrenciyim bu kadar param yok, deyip üzerinde bir de walk-away
yaptığınızda o ürünü almayacağınızdan
emin oluyorlar ve sudan ucuz şekilde veriyorlar.
6- Sundarhe – Acahe
taktiği: En çok Hindistan’da işe yarayan ama diğer ülkelerde de yer yer işe
yaradığı görülen taktiktir. O ülkenin dilinde 5-6 kelime öğrenip bunların doğru
yerlerde doğru şekilde kullanıldığında her kapıyı açar. Hintçe’de sundarhe
‘’güzel’’ demektir, acahe de ‘’iyi’’ demektir.
Üstteki oda kiralama örneğinden gidersek; Öncelikle piyasa
fiyatlarını bildiğiniz için bodos şekilde indirim istiyorsunuz, daha sonra bu
fiyat çok fazla, bu fiyata olmaz falan deyip daha da aşağı çekiyorsunuz (pazar araştırması). Fiyatı yüksek olan
odayla ilgilenmiyorsunuz, böyle yapınca adam daha fazla para almak için onu
öneriyor fakat siz istemediğiniz için pazarlığın daha sonraki aşamalarında bunu
koz olarak kullanabiliyorsunuz (ilgilenmiyor
gibi yapmak). Daha sonra bu odadan memnun kalırsak 5 gün daha kalacğız burada
deyip biraz daha indiriyorsunuz (toplu
satın alma). Hala inme ihtimali olduğunu düşünüyorsanız Hintçe iki kelam
bir girizgâh yapıp, arından ‘’sundarhe room’’, ‘’acahe room’’ gibi kelimerle
Hintçe konuşmaya başlayıp bildiğiniz bütün hintçe kelimeleri söylüyorsunuz ve
yelkenleri suya indiriyorlar zaten (sundarhe
- acahe taktiği). Biz öğrenciyiz bu kadar para veremeyiz deyip
verebileceğimiz en son fiyat şu, yap
bize bu seferlik bir kıyak deyip hedef fiyatınızı söylüyorsunuz (acındırma taktiği). O fiyatın biraz
daha üstünde bir şey söyleyecektir muhtemelen, siz de yok bizim verebileceğimiz
son fiyat bu üstünü veremeyiz deyip ‘’dhanyavād’’ (dannivad diye okunur,
teşekkür etmektir) deyip el sıkışarak samimiyeti sürdürüp dönüp gitme aşamasına
geçiyorsunuz (walk-away taktiği). Ve
işlem tamamdır, çünkü o çalışan o odayı her türlü verecektir, koparabildiği en
yüksek miktarı almaya çalıştığından arkanızdan gelip söylediğiniz fiyata size
odayı verecektir. Bunların yanında doğaçlama olarak iyi polis - kötü polis gibi
taktikler de ekleyip başarı şansınızı tavan yaptırabilirsiniz.
Neyse devam edelim, Anjuna Beach, bizim Goa’da gittiğimiz en
iyi sahildi ve biz de onun en ünlü kulübünün en iyi odasında mükemmel bir deniz
manzarasıyla çok ucuza kalıyorduk. Gece eğer Curlies’de parti yoksa, dalga
sesleriyle mükemmel bir uyku çekiliyor. Bu odayı o kadar sevdik ki sadece bir
gün kalmak için plan yapmışken, Goa’nın güneyine gitme planını komple iptal
edip kalan bütün günlerimizde bu bungalowda kaldık.
![]() |
| Oda balkonumuzdan manzaramız |
| Oda balkonumuzdan gün batımı |
Yeni odamıza yerleştik ve Burak duş alırken ben aşağıyı
gezmeye gittim. Parti alanında rengarek bir sürü dekorasyon vardı ve iki ağaç
arasına Slack Line kurmuş, pratik
yapan bir adam vardı, gidip onunla tanıştım. 41 yaşında bir İngiliz adı
James’di, baya muhabbet ettik sonra bana Slack Line’ı öğretmeye başladı. Yarım
saatte üzerinde durmaya başladım, 1 saat olduğunda bir kaç adım atıyordum bile,
gün sonunda da yürümeye başladım. Adam baya şaşırdı oha ben kaç günde geldim olum
bu seviyeye naapıyon sen falan dedi. Oturduk muhabbet ettik onla baya, gün
batımını beraber izledikten sonra yemeğe geçip, lokal Goa yemeklerden yedik.
Yarın için yoga ve meditasyon kursları aradık ve bir tanesinde Facebook’dan
like‘layınca bir ders ücretsiz olan bir kurs bulup ona gitmeye karar verdik.
Sabah 7:30 seansına gidecektik ama baya yorulmuşuz 10:30 da
kalkabildik. Sabah sporumuza çıktık, yoldan da bütün backpackers’larda
gördüğümüz Hindistan şalvarı olan Ali Baba’lardan alalım diye düşündük, dükkanlara
baka baka gidiyorduk. Adamlar o kadar laçkalaşmış ve o kadar ısrar ediyor ki,
ısrarla dükkana soktular, baktım hepsine beğenmedim çıktım, adamlardan biri
terliğimi giymiş dışarıda vermiyor, bir sinirlendim ayarı verdim biraz ona ayak
üstü, sonra yolumuza devam ettik. Otelde biraz manzaramızın keyfini çıkarıp
5:30’daki yoga-meditasyon dersine gittik. Mekan çok güzeldi, yoga yerini en
tepeye koymuşlar, 200 merdiven çıkman gerekiyor. İnanılmaz sessiz, manzarası
çok güzel olan huzurlu bir yer yapmışlar. Biz biraz geç kaldığımız için
başlamışlardı zaten, biz de hemen oturduk bir yerlere devam ettik. Kadın baya
profesyoneldi ve sesi çok güzeldi, meditasyon kısmında kendimden geçmişim
biraz. Baya rahatlattı bizi transa falan geçtik herhalde bir ara. Çıkışta da
telefonlarımız çekmediği için check-in yapamadık ama söz sonradan yapacağız
deyip yapamadık tabi, gene de bedavaya aldık dersi.
Çıkarken İsviçreli Karl ve Ellie ile tanıştık, bizi
motorlarıyla bırakmayı önerdiler. Ama işin ilginç kısmı kız çok iyi
kullanamıyormuş, iki kişi süremem ben, motorun birini biz birini siz alın dediler.
Biz de çılgın ve soldan akan Hindistan trafiğini düşünmeden tamam dedik tabi,
atladım motora. Kullanmayı bilip bilmediğimizi bile sormadılar, takip edin bizi
deyip basıp gittiler önden. 10 dakika önce tanıştığın birine nasıl güvenip
motorunu verirsin orası da çok ilginç bir mevzu. Bizim otele yakın bir kavşakta
verdik motorlarını geri, akşam için de gidecekleri kulüpleri söylediler görüşürüz
orada diye vedalaştık.
Önce onların dediği Lillyput’a daha sonra da bizim
kaldığımız yerin altında olan Curleies’deki partiye geçmeye karar verdik.
Anjunadaki bütün mekanlar beach kulüp şeklinde, ilk mekana gittiğimizde
international bir DJ çalıyordu ve baya kalabalıktı. İnsanlar sahilde deli gibi
dans ediyordu, işin ilginç yanı Hintliler ve yabancılar kaynaşmış, gruplar
oluşturup çılgın danslar sergiliyorlardı. Hintlilerden Bollywood’u aratmayan
dans figürlerine şahit olduk, yabancılar da onlar kudurdukça kuduruyordu. Biz
de ortamın çılgınlık seviyesini ölçtükten sonra atladık ortaya başladık
kudurmaya oradakilerle. Burak’ı tanıyanlar çılgın dans figürlerini bilirler
zaten, düşünün ki İstanbul’da bile yapamadığımız figürleri sergiliyorduk. Kumlarda
yerlere falan yatarak dans ediyorduk artık, hatta en son İstanbul’dan beri
yapmayı planladığımız ama bir türlü fırsat bulamadığımız birbirimizin bacak arasından geçtiğimiz, şu dansı bile yaptık. Daha sonra dansı
ayine çevirdik, Burak etrafına 7-8 tane Hintli topladı, bizim klasik ayinimizi
yapmaya başladı. Türkçe kelimeler bağırarak ayin yapıyorduk ve hepsi de biz ne
yaparsak onu yapıp bağırıp yerlere yatıyordu bizle birlikte.
Yorulduğumuzda biraz ara verip enteresan insanlarla tanışıp
sonra tekrar devam ediyorduk. Tam filmlerden fırlama Antonio adında bir adamla
tanıştık, adam kafasına su şişesi koyup aynı anda 3 joint içip bunları diliyle
ağzına sokup çıkartabiliyordu, çok enteresan yetenekleri vardı. Kulüptekiler bu
adamın kudurmasından rahatsız oldular ve bunu sahilden dışarı atmaya çalıştılar
ama tabi biz Türkler hemen mazlumun yanında yer aldık ve güvenliklerle tartışıp
adamı dışarı attırmadık.
Yan beachte bir aksiyon olduğunu görüp oraya gittik bir de
baktık ki film çekiyorlar. Bir Bolywood filminde oynamadan gitmeyelim bir
soralım adamlara yabancı oyuncu lazımdır dedik. O sahnenin bitmesini bekleyip kameramanlardan
birini çevirip sorduk oynayabilir miyiz lazım mı diye. Önce dalga geçiyoruz
zanetti sonra ciddi ciddi sorular sorunca bekleyin yönetmene sorayım deyip
gitti. Sonra yanımıza geldi yönetmen bu sahneden sonra gelip konuşacakmış sizle
oynayabilirsiniz belki dedi. Biz de allaaaah dedik iyice kudurduk tabi.
Yönetmen geldi ne istiyorsunuz dedi, filmde oynamak istiyoruz para vermenize gerek
yok dedik. Baktı tiplerimize
İngilizceniz iyi mi dedi, sen ne diyorsun akıyoruz dedik. Burak hatta gaza
gelip, ben oyunculuk dersleri aldım Türkiye’de reklamlarda oynuyorum dedi
(yalan değil oynamışlığı var kardeşimin). Adam tamam yanınıza birini yollayacağım
deyip gitti. 5 dakika sonra yanımıza biri geldi bugünkü sahneler bitiyor
birazdan yarın çekileceklerde oynayabilirsiniz ama sabah buradan arabayla
alacağız çekimler 1 saatlik bir yerde yapılıyor akşama bırakırız dediler. Ya
girelim şimdi ucundan köşesinden yarın gelemeyiz ayrılıyoruz buradan falan
dedik olduramadık. Bolywood’a çıkmamıza çok az kalmıştı ama kısmet değilmiş,
belki bir gün Holywood’da çıkarız.
Oradan sonra Lilyput’ta tanıştığımız Belçikalı bir erkek bir
kızla beraber Curlies’e geçtik. Curlies’in deklarasyonu zaten inanılmaz ve
modumuz da baya iyiydi. Bizim bungalow mekanın tam üstünde olduğu için
istediğimiz zaman odaya çıkıp inebiliyorduk, baya rahat oluyordu. Odaya çıkıp
üzerimize sadece alibabalarımızı ve ayin kolyelerimizi giyip Curlies’da
kudurmaya başladık bu sefer. Barda İngiliz bir adamla tanıştık bize içki
ısmarlamaya ısrar etti ama tekin bir tipe benzemiyordu, etrafında mekan sahibi
falan duruyordu, biz de yok hacı sağ olasın dedik. Sonra kibarlık olsun diye
hadi biz dans etmeye gidiyoruz, gel dedik, tamam dedi hemen. Kulübün sahibi
geldi bak bu benim kardeşim buna dikkat edin sahip çıkın falan dedi imalı
imalı, biz ne olduğunu anlamadık tabi tamam usta sen rahat ol dedik hemen. Adam
gayet sakin bir tipti, dans pistine geldik, yüzümüze baktı ve birden BAAASSSS
diye bağırmaya başlayıp sahnenin önündeki basların ortasına geçip delirmeye
başladı. O an anladık tabi adamın bize neden sahip çıkmamız için ısrar
ettiğini. Biz de biraz eşlik ettik ama etraftaki herkese dalaşıyordu adam, sağa
sola çarpıyordu dans ederken. Ruslara falan dalaştı, adamlar toplandı bunu
dövmeye ahanda dedik dayak yiyecek, millet de bizi bunun arkadaşı bellediği
için kim vurduya gidecektik yanında. Yavaş yavaş sıvıştık oradan tabi, kavgayla
falan işimiz olmaz bizim temiz çocuklarız :D Kulüp sahibine gidip arkadaş sen
bize bunu emanet ettin ama bu adam deli biz buna sahip olamayız haberin olsun
deyip kendimizi garantiye aldık. 6’ya kadar oralarda dans edip sahilde vakit
geçirdik bol bol.
| Odamızın altındaki parti |
Ertesi gün 10’da kalkmamız gerekirken saat 4:30’da uyandık ama yataktan kalkamıyorduk, pillerimiz bitmiş resmen. Akşam yemeği de yemediğimiz için karınlarımız ağrıyordu. Hint yemeklerine de alışık olmadığımız için mideyi de bozmuşuz biraz, ilaç aldık hemen. Vücutlar o kadar acıya ve baharata alışık olmadığı için mide bozulması sık sık oluyor Hindistan’da ama ilaç alınca geçiyor, yanınızdan eksik etmeyin!
Vagator Beach’e gidip sabah sporumuzu yapmaya karar verdik
ama Burak ben kötü oldum yatacağım deyip yarı yoldan geri döndü. Ben de ana
yoldan gitmek yerine dağ bayır kayalık bir yol gördüm sahilden kestirme giden,
oradan gideyim dedim. Çok enteresan yollardan tırıs tırıs geçerek sonunda
Vagator Beach’e vardım. O gün Hintlerin tanrısı olan Shiva günüymüş ayin gibi
bir şey yapıyorlardı o sahilde. Dünün ağırlığından sonra bu geceyi biraz daha
sakin geçirdik ama odaya döndüğümüzde parti devam ediyordu ve sanki müziği
bizim bungalowun içinde yapıyorlar gibi ses çok yüksekti.
| Vagator Beach ve Shiva anıtı |
| Marketlerdeki Goa style |
Ertesi gün check-outumuzu yaptık ve Anjuna beach Flee
Market’a gittik. Baga bölgesinde gittiğimiz Saturday Night Bazaar benzeriydi.
Çok ucuza çok güzel şeyler satılıyordu, orada bir süre geçirdikten sonra otele
geri döndük. Ben 4 gündür odamdan Paragliding (Yamaç paraşütü) yapan insanları izleye izleye baya
bilenmiştim bu işe. Oradaki paragliding hocalarından en iyisi ilk günlerde
tanıştığımız ve bana Slack Line öğreten John’un kankası Amerikalı Brain’dı. En
çılgın hareketleri o yapıyormuş, palmiyelere falan ayağını değdiriyormuş John’dan
öğrendiğimiz kadarıyla. John gitmeden onla tanıştırmıştı bizi, ben de Paragliding
tepesine çıkıp onu sordum fakat bugün geç gelirler dedi, cebinden de aradım ama
ulaşamadım. Diğer adamla yapmaya karar verdim paramı alıp geri döndüğümde
şansıma Brain gelmişti ve hemen atladım tabi ona/ Gopro’mla uçabilir miyim diye sordum, düşürmeyeceksen
sorun yok dedi. Adamın kafası o kadar rahat ki uçuş ekipmanlarını ve beni
hazırlarken bir güzel otunu içti. Dedim Brain hakikaten uçacağız herhalde,
sıkıntı yok ben çok uçtum böyle deyince, tamam patron öyleyse dedim ve atladık
tepeden.
Anjuna Beach’in manzarası yüksekten çok daha güzelmiş, sağ
tarafında tamamen ormanlar, arkası full palmiyeler, diğer tarafında da
kayalıklar ve diğer beachler var. John’un dediği kadar varmış baya extreme hareketler
yaptık uçuş boyunca. Ayağımı palmiyelere değdirdim, bir an Curlies’in çatısına
değdirmeye ikna eder gibi oldum ama sonra o kadar da değil dedi Allahtan. Burak
en başta yapmak istememişti ama indiğimde çok iyiydi lan ben de yapmak istiyorum
dedi ama zamanımız olmadığı için hemen taksiye atlayıp hava limanına geçtik.
Burak’ı uğurladım, benim uçağım ise o sabah 8’de idi. Burak'ı aramızdan uğurlamışken, eski bloğunu tekrardan hayata geçirip yazmaya başlamış takip etmek isteyenler buradan buyursun : http://burtininbasibelada.blogspot.com
| Anjuna Beach |
![]() |
| Curlies'e veda vakti |
Ailesiyle tanıştıktan sonra markete gittik, markette para
kullanmıyorlarmış mesela oralarda bizim veresiye kafası, borç defterleri varmış
gidip ismini söyleyip ne alacaksan alıyormuşsun. Evlerinde wifi yok, kimsede
yok buralarda diyor, kablolu ile bağlanıyorlar internete. Ablasıyla çok derin
din muhabbetleri yaptık. Hinduyuz diyorlar ama hiç bir Hint tanrısına
tapmıyorlar. İsa’ya tapıyorlar ama Hıristiyan değiller, nasıl iş anlamadım. Her
sene Hindistan’da düzenlenen dünyaca ünlü bir İsa kampına gidiyorlarmış, orada
kalıyorlarmış 1-2 haftalığına. Babaları da Parkinson hastası çok iyi bir
adamdı.
Yeni paragliding yaptığım için ayaklarım toz toprak
içindeydi ve yıkayayım bari dedim tuvalette. Ayağımı bir ıslattım bütün tuvalet
çamur oldu, adam gibi gider de yokmuş çaktırmadan temizleyene kadar uğraştım
baya. Akşam yemeğinde düğündekilerden farklı olarak tam bir Hint aile yemeği
yedim. Her şeyin içinde yumurta var. Yumurtalı bir çorba içip daha sonra gene
yumurtalı ve pilavlı bir şeyler yedim. Ben seni bırakacağım motorla dedi
Mitali, gece de bütün aile kalkacakmış o saatte beni uğurlamak için, hiç gerek
yok dediysem de dinletemedim. Gece de sen alarm kurma biz seni 4:30’da
uyandıracağız dediler ama ben garantici adamım kurdum tabi alarmımı.
Gece bir uyandım hiç ses yok evde, çıktım odalarına falan
kapılar kapalı girmeyeyim dedim bekledim biraz daha ama saat 4:55 olmuştu ve
girip uyandırmaya karar verdim. Baya kafaları rahat herhalde aa uyuyakalmışız
dediler, Allahtan alarmımı kurmuşum da uçağımı kaçırıp tam bir kaosa
sürüklenmedim. 80 yaşındaki babaannesi dahil hep beraber gece kahvaltımızı yedik vedalaştık
ve Mitali beni havalimanına bıraktı.
| Mitali ve sabah 5'te beni uğurlayan ailesi |
Goa’dan Hindistan’ın güney doğusundaki Chennai’ye geçtim, Sri
Lanka’ya geçmek için burada 4-5 saat aktarmam vardı. Gezilecek bir kaç tapınak
bulmuştum yolda, onları gezmeye çıktım ama havalimanındakiler çok trafik var bu
şehirde kaçırma uçağı dikkat et deyince ben de risk almadım ve Dubai’de işe
yaramayan lounge kartımı denemeye karar verdim, eğer girersem hem bedavaya
yemeklerimi yiyecektim hem de günlerdir olmayan interneti bulup işlerimi
halledebilecektim.
Lounge’a girince giriş masasında kimse yoktu ben de direkt
içeri yürüyüp koydum çantamı bir yere. Sonra biri geldi kartımı sordu, ben de
kartımı verdim hiç bozuntuya vermeden. Alihan’ın imzasını da çaktım ve 4-5 saat
boyunca bol bol yedim içtim, internete girip keyfim yaptım. Sri Lanka’daki
planlarım son dakikada tekrar değiştiğinden dolayı, oraya vardığımda henüz
nasıl gideceğimi bilmediğim uzun bir yolculuk beni bekliyordu Kalpitya şehrine
kadar. Yolda yemelik yiyeceğimi de çantama stoklayarak çay cenneti Sri Lanka’ya
doğru yola koyuldum.










