Düğünde tanıştığımız herkes Bombay’i es geçip kalan bütün
günlerimizi Goa’da geçirmemiz gerektiğini, Bombay’in gitmeye değmeyeceğini söylemişti.
Ama biz gene de Bollywood’un göz bebeği Bombay’e gidip, bu kadar kötüyse de
kendi gözlerimizle görmeye karar vermiştik. Bize söyledikleri kadar vardı, pek
bir özelliği olmayan sıradan büyük bir şehir. Üstüne bir de burada
şanssızlıklar yakamızı bırakmayınca bir an önce kendimizi Goa’nın muhteşem
plajlarına atma çalışmalarına başlamıştık.
Bombay’e saat 3 sularında vardık, otel rezervasyonumuz ve
Bombay hakkında pek bir bilgimiz olmadığı için orada acentelerle pazarlığa
giriştik. Bugün havalimanına yakın bir yerde kalıp asıl gidilmesi gereken yer olan
Bombay’ın güneyindeki Kolaba bölgesine yarın gitmeye karar verdik otelin
arabasını havalimanından bizi alması için ayarladık.
Otele vardığımızda tam bir faciaydı, çarşaflar baya pis, her
yerde bin bir çeşit sinek vardı. Çarşafları üç kere değiştirttik temiz getirin
diye hala pis çarşaf geliyordu, yere üçüncü yatak diye mat gibi bir şey
serdiler, sinekler de dozu artırınca Burak dellendi ben burada kalamam gidelim
dedi. Biz de onayladık ama acenteye parayı ödemiştik ve nasıl geri alacağımız
meçhuldü, çünkü otel biraz kötü bir yerdeydi ve otel yönetimi paramızı
vermeyeceğini söylüyordu. Odada acentedeki çocukla yarım saat telefonda kavga
ettikten sonra havalimanına geri dönüp ondan paramızı otele ödemeden geri almak
için anlaştık. Resepsiyondakileri karambole getirip çantalarla sıkış tepiş bir Tuktuk’a
atladık, havalimanına gidip tüm paramızı geri aldık. Daha sonra bir taksiye
atlayıp Kolaba bölgesinde bir otele geçip gece 11:30de yerleşebildik. Orada bir
restoran bulup bir şeyler atıştırdık. Otele dönüp Hindistan’daki favori
içeceğimiz olan Masala Tea’lerimizi alıp oradaki plajlarda gezerek içtik. Otele
dönüp bir sonraki durağımız için araştırmalar yaptık.
 |
| Delhi'den sokak manzaraları |
 |
| Bombay'de en çok kullanılan ulaşım aracı olan motosikletler |
Bütün Goa biletleri çok pahalanmıştı birden, hafta sonu
olduğu için fiyatlar neredeyse iki katına çıkmış, ne tren ne de otobüs vardı.
Sri Lanka biletleri pahalılaşmıştı ama bir anda Goa’dan Sri Lanka’ya çok uygun
bir bilet buldum ve hemen onu aldım. Bu kadar şanssızlığın üstüne bu bilet
bütçeme ilaç gibi gelmişti, çünkü artık Sri Lanka’ya nasıl geçeceğimi kara kara
düşünmeye başlamıştım. Sri Lanka’ya gideceğimin kesinleşmesinin ardından vizeme
de başvurdum, online olarak bir gün sonra mail olarak gönderdiler.
 |
| Polise bizim için yazılan dilekçe |
Sabah uyandığımızda resepsiyonda bizim için polise ithafen
yazılmış ilginç bir dilekçeyle karşılaştık. Herif bizi çete sandı herhalde
deyip yolumuza devam ettik.
 |
| Elephant Cave vapuru |
Telefonlarımız o kadar kavga etmemize rağmen açılmayınca
internetten bir Vodafone şubesi bulup ona gitmeye karar verdik. Bu sefer çok
sert bir tutumla pazarlık yaptık, şu an açılıyorsa açın açamıyorsanız paramızı
geri verin dedik. Vermek istemediler başka şeyler önerdiler tabi ama biz sert
çıkışınca sonunda bize yeni hat verip bütün iş güçlerini kullandırıp kavga
gürültü 1 saat içinde hatlarımızı açtırmayı başardık. Goa’ya tren bileti almaya
istasyona gidecektik fakat Vodafone yüzünden geç kalınca Elephant Cave’e olan
2:30 son vapuruna yetişmek için Gateway India’ya doğru yola koyulduk.
Vapura son
anda koşarak yetişip 160’ar rupiye gidiş dönüş biletlerimizi aldık. Vapurda 3
kızla tanıştık, Bombay hakkında gerekli bilgilerimizi aldık, muhabbet sohbet
derken 45 dakika sonra adaya vardık. Her yerde lokal ve butik satıcılar vardı
ve her şeyin fiyatı diğer yerlere göre aşırı uygundu. Pazarlık da sınırız tabi
ki. Etrafta öküzler, maymunlar, köpekler, eşekler vardı. Elephant Cave denen
yere girmek için 250 şer rupi verdik. İçeride bir sürü eski mağara vardı,
onları gezdik, maymunlarla takıldık biraz. Arınlar alışveriş yaparken Canon
view diye bir tepe vardı, ben ona tırmandım güzel de bir manzarası vardı. O
kadar çok pazarlık yapıp o kadar çok şey almıştık ki, dönüş vapuruna
bindiğimizde sefaletten yıkılıyorduk, üçümüzün elindeki toplam para 50 cent
bile etmiyordu.
 |
| Gateway India |
 |
| Elephant Cave |
 |
| Elephant Cave'de maymun uyarısı |
 |
| Taşları kıran işçiler |
 |
| Adadaki ulaşımı sağlayan tren |
 |
| Adadaki satıcılar ve hayvanlar |
 |
| Tren garında kullanılan milattan kalma bilgisayar |
Burak’ın dönüşü 18’inde Goa’dan, Arın’ın dönüşü ise 15’inde
Bombay’dendi fakat şu lanetli Bombay’den paçayı kurtarıp, herkesin inanılmaz
bir şekilde bahsettiği ve gidin orada yaşayın dediği Goa’ya olabildiğince çabuk gitmeye karar verdik. Geri döndüğümüzde gara bilet almaya gittik fakat Goa’ya
3-4 gün boyunca hiç tren bileti kalmamıştı. Trende yer vardı ancak turistlere
bilet satılan kısımda bilet yoktu. Diğer kısımdan bilet alırsan trene binme
garantin olmuyor ve filmlerde gördüğümüz dışarı taşan insanların olduğu
Hindistan treni modunda gidiyorsunuz, sizin bu tarihte o kısımda gitmeniz
imkansız dediklerinde biz de başka yollar aramaya koyulduk. Hemen dolandırıcı
tipli acente adamları etrafını sarıyor zaten, onlardan paçayı kurtarmaya
çalıştık. Orada tanıştığımız birileri ile araba paylaşmayı düşündük ama bu
yollarda bu trafikte araba sürülmez diye ondan da vaz geçtik. Yataklı
otobüslere baktık, onlar da işimizi görecek gibi cinsten değildi. Uçak bileti
almaya çalıştığımızda ise bilet alma kısımları her zamanki gibi çok sancılı
geçti, saatlerce konuşulan telefonlar yapılan planlar, değişen bilet fiyatları
derken bir şekilde yolumuzu bulduk sonunda ve Spice Jet’den ertesi gün öğlene
aldık biletlerimizi.
 |
| Hınca hınç dolu olan tren garları |
Burak Spicejet’le, Arın da Qatar Airways’le saatlerce
telefonda kavga etti, bense hiçbir biletim olmadığı için onlara nazaran biraz
daha rahattım, neresi olursa ne zaman olursa giderim fark etmez kafasındaydım. Vapur’da
tanıştığımız kızlardan biri bizi akşam dışarı davet etmişti ama bilet alma
safhaları çok uzun sürdüğü için gene 12’den sonra çıkabildik dışarı, öyle
olunca kendimiz başka bir yerlere gittik. Saat 1’de mekanların çoğu kapanmıştı
bile. Bir kaç yerde takılıp sabah uçaktan önce kalkıp gezmek için otele döndük.

 |
Burti Usta'nın aralıksız 10.günden sonra çöpe giden kıyafetleri :) |
Ertesi sabah 7:30’da bir telefonla uyandık, polis gelmiş
resepsiyondan pasaportlarımızı istiyorlardı, kapıdan verdik sonra uyumaya devam
ettik. Fakat sabah kalktığımızda baya sinirli bir şekilde ayar verdik yönetime
gidip, ellerinde pasaport fotokopilerimiz olmasına rağmen bizi o saatte nasıl
uyandırırsınız diye. Özür dilediler cevap olarak da polis herkesten istedi vs. dediler. Ben otel
civarındaki 2 tapınağı gezdim sonra bavullarımızı da alıp taksiye atlayıp Sakshi’nin
bize önerdiği Bandra bölgesini gezmeye gittik. Orada güzel bir kahvaltı edip
havalimanına geçtik.
Check-in den sonra Arın tuvalette gittiğinde telefonu
kontuarda unutmuştu, biz de bir süre ona şaka yaptık, baya baya kötü dakikalar
geçirdi. Uçağa geçerken de her zamanki gibi bizi beklettiği için ona bir ders
verelim dedik, arkasından dolanıp takip ettik. O güvenlikten geçerken biz
duvarın arkasında saklanıp onu izliyorduk ki polisler Burak’la hareketlerimizden
şüphelendiler ve başımıza toplandılar. Arın’la beraber bizim de bütün
eşyalarımızı aradılar. Ama sağ salim geçtik sonunda ve Goa’daki çılgın
günlerimize doğru yol aldık.