Belalı Bollywood şehri Bombay (Hindistan: Bombay, 10 – 12 Şubat)

Düğünde tanıştığımız herkes Bombay’i es geçip kalan bütün günlerimizi Goa’da geçirmemiz gerektiğini, Bombay’in gitmeye değmeyeceğini söylemişti. Ama biz gene de Bollywood’un göz bebeği Bombay’e gidip, bu kadar kötüyse de kendi gözlerimizle görmeye karar vermiştik. Bize söyledikleri kadar vardı, pek bir özelliği olmayan sıradan büyük bir şehir. Üstüne bir de burada şanssızlıklar yakamızı bırakmayınca bir an önce kendimizi Goa’nın muhteşem plajlarına atma çalışmalarına başlamıştık.




Bombay’e saat 3 sularında vardık, otel rezervasyonumuz ve Bombay hakkında pek bir bilgimiz olmadığı için orada acentelerle pazarlığa giriştik. Bugün havalimanına yakın bir yerde kalıp asıl gidilmesi gereken yer olan Bombay’ın güneyindeki Kolaba bölgesine yarın gitmeye karar verdik otelin arabasını havalimanından bizi alması için ayarladık.

Otele vardığımızda tam bir faciaydı, çarşaflar baya pis, her yerde bin bir çeşit sinek vardı. Çarşafları üç kere değiştirttik temiz getirin diye hala pis çarşaf geliyordu, yere üçüncü yatak diye mat gibi bir şey serdiler, sinekler de dozu artırınca Burak dellendi ben burada kalamam gidelim dedi. Biz de onayladık ama acenteye parayı ödemiştik ve nasıl geri alacağımız meçhuldü, çünkü otel biraz kötü bir yerdeydi ve otel yönetimi paramızı vermeyeceğini söylüyordu. Odada acentedeki çocukla yarım saat telefonda kavga ettikten sonra havalimanına geri dönüp ondan paramızı otele ödemeden geri almak için anlaştık. Resepsiyondakileri karambole getirip çantalarla sıkış tepiş bir Tuktuk’a atladık, havalimanına gidip tüm paramızı geri aldık. Daha sonra bir taksiye atlayıp Kolaba bölgesinde bir otele geçip gece 11:30de yerleşebildik. Orada bir restoran bulup bir şeyler atıştırdık. Otele dönüp Hindistan’daki favori içeceğimiz olan Masala Tea’lerimizi alıp oradaki plajlarda gezerek içtik. Otele dönüp bir sonraki durağımız için araştırmalar yaptık.


Delhi'den sokak manzaraları





Bombay'de en çok kullanılan ulaşım aracı olan motosikletler



Bütün Goa biletleri çok pahalanmıştı birden, hafta sonu olduğu için fiyatlar neredeyse iki katına çıkmış, ne tren ne de otobüs vardı. Sri Lanka biletleri pahalılaşmıştı ama bir anda Goa’dan Sri Lanka’ya çok uygun bir bilet buldum ve hemen onu aldım. Bu kadar şanssızlığın üstüne bu bilet bütçeme ilaç gibi gelmişti, çünkü artık Sri Lanka’ya nasıl geçeceğimi kara kara düşünmeye başlamıştım. Sri Lanka’ya gideceğimin kesinleşmesinin ardından vizeme de başvurdum, online olarak bir gün sonra mail olarak gönderdiler.


Polise bizim için yazılan dilekçe
Sabah uyandığımızda resepsiyonda bizim için polise ithafen yazılmış ilginç bir dilekçeyle karşılaştık. Herif bizi çete sandı herhalde deyip yolumuza devam ettik.

Elephant Cave vapuru

Telefonlarımız o kadar kavga etmemize rağmen açılmayınca internetten bir Vodafone şubesi bulup ona gitmeye karar verdik. Bu sefer çok sert bir tutumla pazarlık yaptık, şu an açılıyorsa açın açamıyorsanız paramızı geri verin dedik. Vermek istemediler başka şeyler önerdiler tabi ama biz sert çıkışınca sonunda bize yeni hat verip bütün iş güçlerini kullandırıp kavga gürültü 1 saat içinde hatlarımızı açtırmayı başardık. Goa’ya tren bileti almaya istasyona gidecektik fakat Vodafone yüzünden geç kalınca Elephant Cave’e olan 2:30 son vapuruna yetişmek için Gateway India’ya doğru yola koyulduk. 



Vapura son anda koşarak yetişip 160’ar rupiye gidiş dönüş biletlerimizi aldık. Vapurda 3 kızla tanıştık, Bombay hakkında gerekli bilgilerimizi aldık, muhabbet sohbet derken 45 dakika sonra adaya vardık. Her yerde lokal ve butik satıcılar vardı ve her şeyin fiyatı diğer yerlere göre aşırı uygundu. Pazarlık da sınırız tabi ki. Etrafta öküzler, maymunlar, köpekler, eşekler vardı. Elephant Cave denen yere girmek için 250 şer rupi verdik. İçeride bir sürü eski mağara vardı, onları gezdik, maymunlarla takıldık biraz. Arınlar alışveriş yaparken Canon view diye bir tepe vardı, ben ona tırmandım güzel de bir manzarası vardı. O kadar çok pazarlık yapıp o kadar çok şey almıştık ki, dönüş vapuruna bindiğimizde sefaletten yıkılıyorduk, üçümüzün elindeki toplam para 50 cent bile etmiyordu.


Gateway India


Elephant Cave
Elephant Cave'de maymun uyarısı





Taşları kıran işçiler
Adadaki ulaşımı sağlayan tren
Adadaki satıcılar ve hayvanlar



Tren garında kullanılan milattan kalma bilgisayar





Burak’ın dönüşü 18’inde Goa’dan, Arın’ın dönüşü ise 15’inde Bombay’dendi fakat şu lanetli Bombay’den paçayı kurtarıp, herkesin inanılmaz bir şekilde bahsettiği ve gidin orada yaşayın dediği Goa’ya olabildiğince çabuk gitmeye karar verdik. Geri döndüğümüzde gara bilet almaya gittik fakat Goa’ya 3-4 gün boyunca hiç tren bileti kalmamıştı. Trende yer vardı ancak turistlere bilet satılan kısımda bilet yoktu. Diğer kısımdan bilet alırsan trene binme garantin olmuyor ve filmlerde gördüğümüz dışarı taşan insanların olduğu Hindistan treni modunda gidiyorsunuz, sizin bu tarihte o kısımda gitmeniz imkansız dediklerinde biz de başka yollar aramaya koyulduk. Hemen dolandırıcı tipli acente adamları etrafını sarıyor zaten, onlardan paçayı kurtarmaya çalıştık. Orada tanıştığımız birileri ile araba paylaşmayı düşündük ama bu yollarda bu trafikte araba sürülmez diye ondan da vaz geçtik. Yataklı otobüslere baktık, onlar da işimizi görecek gibi cinsten değildi. Uçak bileti almaya çalıştığımızda ise bilet alma kısımları her zamanki gibi çok sancılı geçti, saatlerce konuşulan telefonlar yapılan planlar, değişen bilet fiyatları derken bir şekilde yolumuzu bulduk sonunda ve Spice Jet’den ertesi gün öğlene aldık biletlerimizi.
Hınca hınç dolu olan tren garları
Burak Spicejet’le, Arın da Qatar Airways’le saatlerce telefonda kavga etti, bense hiçbir biletim olmadığı için onlara nazaran biraz daha rahattım, neresi olursa ne zaman olursa giderim fark etmez kafasındaydım. Vapur’da tanıştığımız kızlardan biri bizi akşam dışarı davet etmişti ama bilet alma safhaları çok uzun sürdüğü için gene 12’den sonra çıkabildik dışarı, öyle olunca kendimiz başka bir yerlere gittik. Saat 1’de mekanların çoğu kapanmıştı bile. Bir kaç yerde takılıp sabah uçaktan önce kalkıp gezmek için otele döndük.



Burti Usta'nın aralıksız 10.günden sonra
çöpe giden kıyafetleri :)

Ertesi sabah 7:30’da bir telefonla uyandık, polis gelmiş resepsiyondan pasaportlarımızı istiyorlardı, kapıdan verdik sonra uyumaya devam ettik. Fakat sabah kalktığımızda baya sinirli bir şekilde ayar verdik yönetime gidip, ellerinde pasaport fotokopilerimiz olmasına rağmen bizi o saatte nasıl uyandırırsınız diye. Özür dilediler cevap olarak  da polis herkesten istedi vs. dediler. Ben otel civarındaki 2 tapınağı gezdim sonra bavullarımızı da alıp taksiye atlayıp Sakshi’nin bize önerdiği Bandra bölgesini gezmeye gittik. Orada güzel bir kahvaltı edip havalimanına geçtik.



Check-in den sonra Arın tuvalette gittiğinde telefonu kontuarda unutmuştu, biz de bir süre ona şaka yaptık, baya baya kötü dakikalar geçirdi. Uçağa geçerken de her zamanki gibi bizi beklettiği için ona bir ders verelim dedik, arkasından dolanıp takip ettik. O güvenlikten geçerken biz duvarın arkasında saklanıp onu izliyorduk ki polisler Burak’la hareketlerimizden şüphelendiler ve başımıza toplandılar. Arın’la beraber bizim de bütün eşyalarımızı aradılar. Ama sağ salim geçtik sonunda ve Goa’daki çılgın günlerimize doğru yol aldık.