Hindistan kesinlikle anlatılmaz yaşanır bir yer. 1 milyarın üzerinde nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi, fakat gelir adaletsizliği yüzünden ülkenin büyük çoğunluğunun durumu çok kötü. Şu ana kadar gördüklerimden çok farklı gelenekleri, inanışları ve hayat tarzları var. Hindistan seyahatimizin Yeni Delhi kısmının neredeyse hepsi muhteşem bir Hint düğünü ile geçti. İnsanlardan duyduğumuz ve Bollywood’da abartıldığından bile çok daha iyi bir tecrübe yaşadık.

Öncelikle size biraz beni düğüne davet eden Sahil’den bahsedeyim.
Muhtemelen hayatta tanıyabileceğiniz en sorumsuz adamlardan biridir. Lazım
olduğu hiçbir zaman telefonuna bakmaz, bakıp mesajı görür ama cevap yazmaz, deli
eder beni hep. 2011’de Amerika’da tanıştık, birbirimizi ite kaka oradaki
okulumuzu bitince bir haftalık çılgın bir Vegas tatili yaptık sadece ikimiz.
Ondan sonra ben Türkiye’ye dönerken, biraz tatilin verdiği gazla biraz da benim
gazımla Los Angeles’da bir klinikte staj ayarladı kendine ve gözünü karartıp çalışmak
için oraya gitti. Orada gay çifleri çocuk sahibi yapıp milyonlar kazanıldığını
görüp, bu işi çok daha ucuz taşıyıcı anneler olan Hindistan, Nepal gibi
ülkelere taşıdı ve şu an inanılmaz paralar kazanıyor. Sonrasında da 2 kere
Türkiye’ye beni ziyarete geldi, ben de 2 sene önce onun düğününe gidemeyince
farz oldu tabi artık kız kardeşinin düğününe gitmek.
Sabah saat 9 sularında uykusuz bir şekilde Yeni Delhi’ye
indik. En son konuşmamızda birinin bizi alıp onun evine götüreceğini
söylemişti. Bavullarımızı aldık, dışarı çıkar çıkmaz adımın yazdığı bir kart
gördük ve adamın yanına gittik. Adamda İngilizce yoktu ama anlaştık gene bir
şekilde, bizi kapısında tüfekli bir adam duran bir otelde bıraktı. Nereye
gidiyoruz ne oluyoruz derken –sahil’in işi belli olmaz diye- indik taksiden. Uyuyup
dinlenin 4 gün 4 gece partiyi çıkartamazsınız yoksa dedi Sahil, biz de dışarı
çıkmadık yattık uyuduk akşama kadar. O arada Arın otele geldi, bütün
enerjisiyle bizi uyandırıp hikayelerimizi anlattırmaya çalıştı ama ölü gibi
uyuduğumuz için başaramadı tabi. Akşama doğru Sahil’le kuzeni bizi otelden aldı
ve düğünün ilk gününe doğru yola koyulduk. Önce baya lüks bir otele götürdüler
bizi, düğün orada olacak zannediyorduk ama erkek tarafını beklemeye gelmişiz
oraya. Düğün çadırda olacak dediler ve herkes arabalarla otelden düğün
çadırının olduğu yere doğru geçti, biz de normal boyutta bir çadırda olacağını
düşünmüştük.
Delhi’deki
günlerimizin büyük çoğunluğunu kapsayan düğün hakkında biraz bilgi: 4 gün,
4 farklı yerde, 4 farklı dekorasyonda, her biri 2000 kişilikten büyük olan
çadırlar kurdular. Her gece 250’den fazla kişi çalışıyordu yemek, bar ve servis
için. Hayatımda bir çok lüks düğün gördüm ama bunlar tamamen başka bir şeydi.
 |
| Düğünün 1.gün çadırı |
Gelenek olarak düğünün yaklaşık 4’te 3’ünü kız tarafı
ödüyormuş. Edindiğimiz bilgilere göre Hindistan’daki en lüks düğünlerden biri
olabilirmiş ve bu 4 günlük görkemli düğün totalde yaklaşık 2.5 milyon dolara
mal olmuş. Hindistan gibi bir yerde bu parayla neler yapılabileceğini
düşünürsek olayın önemini biraz daha anlayabiliyoruz. Sahil’in konuşmalarından
anladığım kadarıyla, zengin aileler birbirlerini yaptıkları düğünler,
gittikleri tatiller, bindikleri arabalara vs. göre yargılıyorlarmış. Sahiller
düğünün sadece ilk gününü ödemek için bir tane ev satmışlar, o kadar büyük bir
önemi var bu olayın Hindistan’da, Hint düğünleri de bu sebeple çok meşhur
oluyor sanırım.
Sahil’e nasıl olacak düğün, ne giyelim falan diye
sorduğumuzda baya güzel bir şey olacak ama anlatsam anlamazsınız, görmeniz
lazım diyordu. Hakikaten dediği kadar olduğunu ilk gün çadıra girdiğimizden
itibaren anladık.
 |
| Sahne |
 |
| Giriş kısımları |
 |
| Giriş kısımları |
 |
3 silahşörler Hint düğününde
|
Çadıra vardığımızda daha ilk gördüğümüz manzarayla şok olduk
zaten. Çadır demeye bin şahit lükslükte bir giriş ve kapının önünde geleneksel
kostüm giymiş 20-30 tane vale bekliyordu. İçeri girdiğimizde çadırda binlerce
kişi, aşırı lüks dekore edilmiş düğün ve yemek kısmı olmak üzere iki kısım, bir
sürü bar ve hepsinde her içki türünün sadece en lüks içkileri, çok görkemli bir
sahne ve lazer ışıklarını falan görünce neye uğradığımızı şaşırdık. Vallaha ben
Türkiye’de böyle kaliteli organizasyon görmedim.
 |
Yemek bölümü
 |
 |
| Shot tüpleri |
Önce akrabalarla falan bir tanışma merasimi yaptık, daha
sonra karnımız aç olduğu için etrafta atıştırmalık servisi yapan adamlara
dadandık çaktırmadan. Baktık olacak gibi değil hemen yemek bölümüne geçtik ve o
kadar çok yemek vardı ki ne yiyeceğimizi şaşırdık. Hindistan’ın her bölgesinin
ayrı ayrı mutfakları ve ayrıca dünya mutfakları olmak üzere 200’den fazla yemek
çeşidi vardı. Böylece 4 gün boyunca bütün Hint yemeklerini tatma fırsatımız
oldu. Daha sonra başladık içmeye tabi, ama anlamadığımız bir şekilde düğündeki
herkes bize içirmeye çalışıyordu, elimizdeki bardağı ne zaman bıraksak hemen
yanımıza Sahil’in tanıdıklarından biri gelip ‘’aa içmiyormusunuz hemen
yenileyelim’’ deyip içki getirttiriyordu. İlk gece Hindistan’ın en ünlü
rapçilerinden ikisi vardı sahnede(diğer gün adamların resmini billboardlarda
gördüm). Etrafı biraz izleyip Hint dans figürlerini kaptıktan sonra hemen attık
tabi kendimizi sahneye. Sahnede 50-60 yaşında bile bir sürü adam vardı, saatlerce
deli gibi dans ettik, en çılgın Hint figürlerimizi sergiledik, kudurduk da
kudurduk.
 |
Saksafon ve keman şovları
|
Herkes gelip bizimle tanışıyordu falan, baya iyi ilgi
muamele gördük.
Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik aletlerinin üzerinde özel ışıklandırmalar
olan bir saksafoncu ve kemancı çıktı barların üzerine ve 1 saat boyunca baya
güzel şovlar yaptılar, baya hit şarkılar çaldılar. Barın üstünde ellerinde
Greygouse’lar vardı ve damadı bile barın üzerine çıkartıp şişeden ağzına
dayıyorlardı o kadar kişinin içinde. Etrafta sürekli shot tüpleri geziyordu, garsonlar bile zorla içiriyordu insanlara artık. Sahil’in deyimiyle ‘’burası
benim düğünüm benim kurallarım geçer’’ diyordu, gerçekten de öyleydi, düğünde
aklınıza gelebilecek her şey vardı. Hindistan’ın zenginleri ve fakirleri
arasında acayip bir kast sistemi vardı, enteresan birçok olaya şahit olduk bu 4
gün boyunca.
 |
| Hintlilerle dans pistinde kudururken |
Gece saat 6 gibi Sahil ve kuzeni Şıkır bizi otele bıraktı.
Ertesi gün de sabah 9’da bizi otelden bir araç alıp Taj Mahal’a götürecekti. Biz
düğünden çıkarken yiyecek içecek servisi hala devam ediyordu ve erkek tarafı
sabaha kadar düğündeymiş, sabah 10 gibi kahvaltılarını da orada edip evlerine
dönmüşler falan, değişik kafalar.

 |
Agra'dan insan manzaraları
|
 |
| Hintli çocuklarla kaynaşırken |
Davullar, zurnalar, danslar, eğlenceler, yeme, içme derken
gene 5 ettik saati. Gece bizi otele bırakmalarından sonra Burak’la bir markete
gitmek istedik. Otelin kapısındaki tüfekli adam bize izin vermedi bu saatte
tehlikeli olur gidemezsiniz diye. Resepsiyona gidip şikayet ettik biz de,
kaçarız buradan bırakın bizi deyince, tamam lan ne haliniz varsa görün dediler
ve Delhi’nin kirli sokaklarında market arayışına çıktık. Marketi bulup yarım
saat içinde sağ salim otele döndük ama etraf çok tekin değilmiş hakikaten de o
saatte, adamlar boşuna tüfekli adam koymamışlar kapıya.
Ertesi gün artık Delhi’yi gezmemiz gerekiyordu, ulaşım piyasasını
ve pazarlık raconunu öğrendikten sonra atladık Hindistan’ın en çok kullanılan
ulaşım aracı olan 3 tekerlekli Tuktuk’a. Metrosu çok ucuz (tek yön 50 kuruş) ve
çok fazla kişi kullandığı için biraz kaos oluyor, ve girişte aldığınız jetonu
atmayın çünkü çıkarken makineye tekrar atmanız gerekiyor, yoksa Burak gibi
tekrar para ödemeniz gerekir. Ayrıca Metroların ilk vagonu kadınlar vagonu
olarak geçiyor ve erkekler binemiyor.
 |
| Delhi sokaklarında Kriket |
 |
| Delhi Gate |
Delhi Gate’e gittik, sonra hükümet binalarının olduğu yere
kadar yürüdük. Pek bir olayı yoktu buraların ama TukTuk yolculukları hep çok
eğlenceli geçiyordu. Trafik tam bir çılgın, kim nasıl sürüyor belli değil. TukTuk’lar
bazen birbirlerine çarpıyorlar ama hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar,
bazen kendimizi çarpışan otolarda gibi hissediyorduk, İstanbul’da yaşamamıza rağmen bu trafik gerçekçi gelmiyordu. Kesintisiz olarak bir korna uğultusu var çünkü her araç dakikada 2-3 kere korna çalıyor. Sahil'e niye böyle diye sorduğumda, korna çalmak ''ben burdayım'' demekmiş. Yani kimin sağından veya solundan geçeceksen korna çalıyorsun. Oradan sonra kendimizi oranın grand bazaar tarzı yeri olan Kahn Market’e attık ve biraz da oralarda gezdik.
Daha sonra dün tanıştığımız Jazz’ın oteline gidecektik fakat
Delhi’de iki tane Kempinski varmış ve otelleri aramamıza rağmen emin olamadık
hangisi olduğuna ve para ödeyip ödemeyeceğimizden, o yüzden Arın’la Burak düğün
için Hint kıyafeti aldı bir yerden. Sahil’in kuzeni Varun bana dün giydiği
kıyafeti vereceği için ben almadım ama çocuk biz otele gitmeden düğüne geçmişti
bile ve o yüzden düğün öncesinde kıyafetleri ondan alamadım. Ama benim de düğünde ara ara hint kıyafetleri giydiğim oldu tabi. Geç kaldığımız
için bütün arabalar gitmişti ve Sahil de telefonuna bakmayınca adresi
kuzenlerinden öğrenip atladık taksiye. Ama düğüne yaklaşınca Google Maps
yolları göstermemeye başladı ve baktık iyice geç kalıyoruz yakın olduğunu
düşündüğümüz bir yerde inip duvarlardan ve çitlerden atlayarak düğün yerine
geçtik.
 |
| TukTuk |
 |
| Hindistan'dan ulaşım manzaraları |
3.gün nikahın kıyıldığı, geleneksel seremonilerin yapıldığı,
düğünün asıl günüydü. Kapıda atlı konvoylar, bando takımı ve çok büyük bir
kalabalık vardı. İçeri girdiğimizde ise en kalabalık gün olduğunu fark ettik,
2000’den fazla kişi vardı içeride. Diğer günlerde insanlar yarı yarıya takım
elbise ve geleneksel Hint kıyafeti giyerken, bu gün misafirlerin çoğu
geleneksel kıyafet giyiyordu ve tam bir şölen vardı. Gene bin bir çeşit
yemeklerimizi yedik içtik güzelce. Son gün Hindistan’ın Sezen Aksu’su gelmiş
düğüne, yarım saat şarkı söyledi gitti sonra. Sahil’in bir sürü kuzeniyle kanka
olmuştuk zaten, herkes sürekli gelip halimizi hatırımızı sorup bizle dans
ediyordu. 3.güne geldiğimizde düğündeki bir çok kişiden daha fazla tanıdığımız
vardı, mahallenin muhtarı gibi dolanıyorduk içeride.
 |
| 3.gün çadırının girişi |

O gece Arın'ın da doğum gününü kutladık. Daha önce Istanbul ve Amsterdam'daki kutlamalarımızdan sonra Delhi'de de birlikte kutlayarak büyük bir başarıya imza attık. Nice beraber yıllara kardeşim.
Ertesi gün erken kalkıp şehri gezme planımız vardı ama o
kadar olayın üstüne uyanamadık tabi, 2 gibi check-out yapıp, Delhi’deki kalan
yerleri gezmeye karar verdik. Delhi’nin en meşhur tapınaklarından biri olan Askhardam’a
geçtik fakat Pazartesi günleri bir çok yer kapalıymış, o yüzden bir kısmını görebildik
sadece. Oradan TukTuk’la Lotus Temple’a geçtik, orası da kapalıydı, Humayun's
Tomb diye bir yere gittik, 250 rupi giriş parası var, diğer gezilecek yerlere
kıyaslarsan değmez girmeye bizce (24 Rupi = 1 TL).
 |
| İskon Tapınağı |
Akşama doğru da İskon
Temple’a gittik ve orada gaip ayinler izledik. İnsanlar içeride müzik
yapıyordu. Millet durduk yere bir anda yere yüzüstü uzanıp garip garip
hareketler yapıp tapınıyorlardı. 5-6 adım yürüyüp tekrar yere atıyorlardı
kendilerini. Bazıları sağda solda duran tabloları elliyordu bazıları ortada
müzik yapıp söylüyordu. Metal bir kabı önce ateşle yakıp, işleyip sonra
insanların kafasına birer ikişer saniye kapatıyorlardı, biz de yaptırdık tabi.
Bütün tapınaklarda ayakkabıları çıkarttırıyorlar, eğer pimpirikliyseniz yanınızda
galoş gibi bir şey taşımanızı öneririm, zira sizden önce milyonlarca Hintli
yalın ayak bastığı için mantar riski çok yüksektir.
Oradan Hauz Khas adında Taksim tarzında bir bölgeye geçtik,
baya güzel bir pizzacıda yemek yedik özlemişiz normal yemekleri. Pazarlık
yeteneklerimiz git gide gelişiyordu. Her fiyatın mümkün olduğunu anladıktan
sonra her şeyi çok daha düşük fiyatlara almaya başladık.
Biz düğünün son günü zannettiğimiz için check-out yaptık otelden
ve o gün de Delhi’de kalmaya karar verdiğimiz için daha ucuz bir otele geçtik
hemen yanda. Ama düğün 1 gün daha yakın akrabalar arasında devam ediyormuş. Biz
otele dönünce Sahil gece 2 gibi bizi otelden aldırdı. Bu sefer çadırı kendi
evlerinin yanına yapmışlar ve yaklaşık 200-300 kişilik daha küçük bir
kalabalıkla kutlamaya devam ediyorlarmış. Herkes dağıldıktan sonra oturttular
bizi gene yemek yedirip içirdiler o saatte, hepsi de bizle beraber yedi sağ
olsun, gece 5’e kadar orada takıldık onlarla. Sahil sabah Nepal’e gidiyormuş iş
için, tutturdu evim var orda benimle gel yarın, Kathmandu bambaşka bir yer diye
ama Burak ve Arın’ın Hindistan vizesi tek girişlik olduğu için gidersek geri
dönenemeyecektik, o yüzden onunla gitmedik.
İlk planlarımıza göre Hindistan’ın gerçek yüzü olan Rajastan
bölgesindeki Jaipur şehrine gidecektik fakat ulaşım fiyatları birden çok arttı
ve rotamızı değiştirip ertesi sabah Mumbai’e geçmeye karar verdik. Biletler
eskisinden pahalı olduğu için gece almayıp sabah duruma göre tekrar bakarız
deyip yattık.
Sabah uyandık, Arın açılmayan hatlarımız için tekrar kavga
etmeye gitti Vodafone’a, baya hararetli anlar yaşamış o da oradaki
personellerle. O gelir gelmez uçak biletimiz olmamasına rağmen atladık taksiye
havaalanına gittik, orada ucuz bir şeyler bulmaya çalışırız dedik. Bütün
ofisleri gezdik havalimanında, biraz pazarlığı zorladık ama uçaklarda
işlemiyormuş, saati yakın olan bir uçağa aldık biletlerimizi ve Bombay’e doğru
yola koyulduk.