Bir hayat tecrübesi Hindistan, Delhi’deki 4 gün 4 gece süren çılgın Hint düğünümüz ve Taj Mahal (Hindistan: Delhi – Agra, 6 – 10 Şubat)

Hindistan kesinlikle anlatılmaz yaşanır bir yer. 1 milyarın üzerinde nüfusu ile dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi, fakat gelir adaletsizliği yüzünden ülkenin büyük çoğunluğunun durumu çok kötü. Şu ana kadar gördüklerimden çok farklı gelenekleri, inanışları ve hayat tarzları var. Hindistan seyahatimizin Yeni Delhi kısmının neredeyse hepsi muhteşem bir Hint düğünü ile geçti. İnsanlardan duyduğumuz ve Bollywood’da abartıldığından bile çok daha iyi bir tecrübe yaşadık.





Öncelikle size biraz beni düğüne davet eden Sahil’den bahsedeyim. Muhtemelen hayatta tanıyabileceğiniz en sorumsuz adamlardan biridir. Lazım olduğu hiçbir zaman telefonuna bakmaz, bakıp mesajı görür ama cevap yazmaz, deli eder beni hep. 2011’de Amerika’da tanıştık, birbirimizi ite kaka oradaki okulumuzu bitince bir haftalık çılgın bir Vegas tatili yaptık sadece ikimiz. Ondan sonra ben Türkiye’ye dönerken, biraz tatilin verdiği gazla biraz da benim gazımla Los Angeles’da bir klinikte staj ayarladı kendine ve gözünü karartıp çalışmak için oraya gitti. Orada gay çifleri çocuk sahibi yapıp milyonlar kazanıldığını görüp, bu işi çok daha ucuz taşıyıcı anneler olan Hindistan, Nepal gibi ülkelere taşıdı ve şu an inanılmaz paralar kazanıyor. Sonrasında da 2 kere Türkiye’ye beni ziyarete geldi, ben de 2 sene önce onun düğününe gidemeyince farz oldu tabi artık kız kardeşinin düğününe gitmek.


Sabah saat 9 sularında uykusuz bir şekilde Yeni Delhi’ye indik. En son konuşmamızda birinin bizi alıp onun evine götüreceğini söylemişti. Bavullarımızı aldık, dışarı çıkar çıkmaz adımın yazdığı bir kart gördük ve adamın yanına gittik. Adamda İngilizce yoktu ama anlaştık gene bir şekilde, bizi kapısında tüfekli bir adam duran bir otelde bıraktı. Nereye gidiyoruz ne oluyoruz derken –sahil’in işi belli olmaz diye- indik taksiden. Uyuyup dinlenin 4 gün 4 gece partiyi çıkartamazsınız yoksa dedi Sahil, biz de dışarı çıkmadık yattık uyuduk akşama kadar. O arada Arın otele geldi, bütün enerjisiyle bizi uyandırıp hikayelerimizi anlattırmaya çalıştı ama ölü gibi uyuduğumuz için başaramadı tabi. Akşama doğru Sahil’le kuzeni bizi otelden aldı ve düğünün ilk gününe doğru yola koyulduk. Önce baya lüks bir otele götürdüler bizi, düğün orada olacak zannediyorduk ama erkek tarafını beklemeye gelmişiz oraya. Düğün çadırda olacak dediler ve herkes arabalarla otelden düğün çadırının olduğu yere doğru geçti, biz de normal boyutta bir çadırda olacağını düşünmüştük.

Delhi’deki günlerimizin büyük çoğunluğunu kapsayan düğün hakkında biraz bilgi: 4 gün, 4 farklı yerde, 4 farklı dekorasyonda, her biri 2000 kişilikten büyük olan çadırlar kurdular. Her gece 250’den fazla kişi çalışıyordu yemek, bar ve servis için. Hayatımda bir çok lüks düğün gördüm ama bunlar tamamen başka bir şeydi.

Düğünün 1.gün çadırı
Gelenek olarak düğünün yaklaşık 4’te 3’ünü kız tarafı ödüyormuş. Edindiğimiz bilgilere göre Hindistan’daki en lüks düğünlerden biri olabilirmiş ve bu 4 günlük görkemli düğün totalde yaklaşık 2.5 milyon dolara mal olmuş. Hindistan gibi bir yerde bu parayla neler yapılabileceğini düşünürsek olayın önemini biraz daha anlayabiliyoruz. Sahil’in konuşmalarından anladığım kadarıyla, zengin aileler birbirlerini yaptıkları düğünler, gittikleri tatiller, bindikleri arabalara vs. göre yargılıyorlarmış. Sahiller düğünün sadece ilk gününü ödemek için bir tane ev satmışlar, o kadar büyük bir önemi var bu olayın Hindistan’da, Hint düğünleri de bu sebeple çok meşhur oluyor sanırım.

Sahil’e nasıl olacak düğün, ne giyelim falan diye sorduğumuzda baya güzel bir şey olacak ama anlatsam anlamazsınız, görmeniz lazım diyordu. Hakikaten dediği kadar olduğunu ilk gün çadıra girdiğimizden itibaren anladık.


Sahne

Giriş kısımları
Giriş kısımları


3 silahşörler Hint düğününde

Çadıra vardığımızda daha ilk gördüğümüz manzarayla şok olduk zaten. Çadır demeye bin şahit lükslükte bir giriş ve kapının önünde geleneksel kostüm giymiş 20-30 tane vale bekliyordu. İçeri girdiğimizde çadırda binlerce kişi, aşırı lüks dekore edilmiş düğün ve yemek kısmı olmak üzere iki kısım, bir sürü bar ve hepsinde her içki türünün sadece en lüks içkileri, çok görkemli bir sahne ve lazer ışıklarını falan görünce neye uğradığımızı şaşırdık. Vallaha ben Türkiye’de böyle kaliteli organizasyon görmedim. 

Yemek bölümü


Shot tüpleri

 
Önce akrabalarla falan bir tanışma merasimi yaptık, daha sonra karnımız aç olduğu için etrafta atıştırmalık servisi yapan adamlara dadandık çaktırmadan. Baktık olacak gibi değil hemen yemek bölümüne geçtik ve o kadar çok yemek vardı ki ne yiyeceğimizi şaşırdık. Hindistan’ın her bölgesinin ayrı ayrı mutfakları ve ayrıca dünya mutfakları olmak üzere 200’den fazla yemek çeşidi vardı. Böylece 4 gün boyunca bütün Hint yemeklerini tatma fırsatımız oldu. Daha sonra başladık içmeye tabi, ama anlamadığımız bir şekilde düğündeki herkes bize içirmeye çalışıyordu, elimizdeki bardağı ne zaman bıraksak hemen yanımıza Sahil’in tanıdıklarından biri gelip ‘’aa içmiyormusunuz hemen yenileyelim’’ deyip içki getirttiriyordu. İlk gece Hindistan’ın en ünlü rapçilerinden ikisi vardı sahnede(diğer gün adamların resmini billboardlarda gördüm). Etrafı biraz izleyip Hint dans figürlerini kaptıktan sonra hemen attık tabi kendimizi sahneye. Sahnede 50-60 yaşında bile bir sürü adam vardı, saatlerce deli gibi dans ettik, en çılgın Hint figürlerimizi sergiledik, kudurduk da kudurduk. 


Saksafon ve keman şovları


Herkes gelip bizimle tanışıyordu falan, baya iyi ilgi

muamele gördük. Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik aletlerinin üzerinde özel ışıklandırmalar olan bir saksafoncu ve kemancı çıktı barların üzerine ve 1 saat boyunca baya güzel şovlar yaptılar, baya hit şarkılar çaldılar. Barın üstünde ellerinde Greygouse’lar vardı ve damadı bile barın üzerine çıkartıp şişeden ağzına dayıyorlardı o kadar kişinin içinde. Etrafta sürekli shot tüpleri geziyordu, garsonlar bile zorla içiriyordu insanlara artık. Sahil’in deyimiyle ‘’burası benim düğünüm benim kurallarım geçer’’ diyordu, gerçekten de öyleydi, düğünde aklınıza gelebilecek her şey vardı. Hindistan’ın zenginleri ve fakirleri arasında acayip bir kast sistemi vardı, enteresan birçok olaya şahit olduk bu 4 gün boyunca.


Hintlilerle dans pistinde kudururken
Gece saat 6 gibi Sahil ve kuzeni Şıkır bizi otele bıraktı. Ertesi gün de sabah 9’da bizi otelden bir araç alıp Taj Mahal’a götürecekti. Biz düğünden çıkarken yiyecek içecek servisi hala devam ediyordu ve erkek tarafı sabaha kadar düğündeymiş, sabah 10 gibi kahvaltılarını da orada edip evlerine dönmüşler falan, değişik kafalar.

Hindistan'ın ünlü sanatçıları
Cheers for the best days























2 saat uyuyup güzel bir kahvaltımızı edip hazırlandık ama gelmesi gereken araç tabi ki ortada yoktu ve Sahil de dün gece baya içtiği için uyanamamıştı, telefonuna cevap vermiyordu. Allahtan ona hiç benzemeyen bir eşi var da acil durumlarda onu arıyorum ve o kadar yoğunluğun arasında bir şekilde hallediyor. Sakshi’yi arayıp durumu anlattım o da 1 saat içinde bize başka bir araç gönderdi. Şoförümüz Madan sıfır İngilizce bilgisiyle göz dolduruyordu, vücut diliyle çat pat anlaşıyorduk bir şekilde, zaten yolun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdik dünkü düğününün üzerine. 4 saatlik bir yolculuğun sonunda Agra şehrine vardık. Bizim bu tur hakkında da hiçbir bilgimiz olmadığı için şoför guide falan gibi bir şeyler dediğinde biz de gerek yok dedik ama anlamadı herhalde ki Taj Mahal’e yaklaştığımızda araca Mohammed adında biri daha bindi ve bütün gün bizim rehberimiz oldu. Taj Mahal’le ve Şah Cihan’la ilgili bir sürü hikayeler anlattı, dekorasyonun ve mimarinin özelliklerinden bahsetti ve yüzlerce Hintliyi beklemeden her yere soktu bizi sağ olsun. Bir de fotoğrafçı taktı peşimize isterseniz alırsınız istemezseniz gerek yok diye. Gezinin sonunda bir şekilde almış bulunduk fotoğrafları da ama siz siz olun almayın, Hindistan piyasasını öğrendikten sonra farkettik ki ikisine de gereksiz fazla para vermişiz. İstemediğimiz hediyelikçilerde falan durdurdu bir de bizi, komisyon alıyor muhtemelen oralardan.  












Agra'dan insan manzaraları


Agra’da görülecek sadece Taj Mahal olduğu için Delhi’den 8 saatlik git gel yolculuğa değer mi diye soruyorsanız, bir görmeye değer bence fırsatı olana öneririm kesinlikle. Hindistan’a gelip Taj Mahal’i görmeden dönmek olmaz.







Otele dönüşümüz biraz geç olmuştu ve hemen üzerimizi değişip atladık bizim için gelen arabaya. Düğünün ikinci günü şehrin farklı bir noktasında farklı bir dekorasyonu olan gene çok büyük bir bir çadırdaydı. Düğün alanında golf arabaları geziyordu, insanları bir yerden başka bir yere onlarla taşıyorlardı. Yüzme havuzu da vardı içeride, insanlar gaza gelip atlar dedik ama atlamadı kimse allahtan. Yemek menümüz gene çok zengindi fakat her gün değişiyordu, daha ne kadar farklı yemek yiyebileceğimizi bilmiyorduk, mideyi bozmasak iyi bari dedik. Düğün ahalisindekiler içinde rakımsı bir şeyler olan shot tüplerinden içiriyordu bize sürekli, Burak bir yerden sonra içmeyi bıraktı zaten, her geleni çaktırmadan bir yerlere paslıyordu. Biz gene takım elbise giyip kıravat ve papyonlarımızı değiştiriyorduk başka elbisemiz olmadığı için. Son gün Hint kıyafeti giymeyi kafamıza koymuştuk ama, o arada 50 yaşlarında baya karizma bir Hintli olan Jazz ile tanıştık ve muhabbeti ilerlettik. Adam bizi yarın kaldığı yer olan Kempinski Otel’e davet etti ve terzisinin bilgilerini verdi. Benim adımı verin hepinize giysi dikecek dedi. Giydikleri elbiseler en iyi kumaşlardan en özel terzilere yaptırılıyormuş, biz de beleşe getireceğiz diye baya heyecanlandık tabi.



Düğünün 2.gün çadırın dans kısmı


Barlardan birinin dekorasyonu
Burak'ın ikizi Hintli adam




Tatlı bölümündeki lokal giyimli insanlardan biri
Hintli çocuklarla kaynaşırken
Davullar, zurnalar, danslar, eğlenceler, yeme, içme derken gene 5 ettik saati. Gece bizi otele bırakmalarından sonra Burak’la bir markete gitmek istedik. Otelin kapısındaki tüfekli adam bize izin vermedi bu saatte tehlikeli olur gidemezsiniz diye. Resepsiyona gidip şikayet ettik biz de, kaçarız buradan bırakın bizi deyince, tamam lan ne haliniz varsa görün dediler ve Delhi’nin kirli sokaklarında market arayışına çıktık. Marketi bulup yarım saat içinde sağ salim otele döndük ama etraf çok tekin değilmiş hakikaten de o saatte, adamlar boşuna tüfekli adam koymamışlar kapıya.

Ertesi gün artık Delhi’yi gezmemiz gerekiyordu, ulaşım piyasasını ve pazarlık raconunu öğrendikten sonra atladık Hindistan’ın en çok kullanılan ulaşım aracı olan 3 tekerlekli Tuktuk’a. Metrosu çok ucuz (tek yön 50 kuruş) ve çok fazla kişi kullandığı için biraz kaos oluyor, ve girişte aldığınız jetonu atmayın çünkü çıkarken makineye tekrar atmanız gerekiyor, yoksa Burak gibi tekrar para ödemeniz gerekir. Ayrıca Metroların ilk vagonu kadınlar vagonu olarak geçiyor ve erkekler binemiyor.

Delhi sokaklarında Kriket
Delhi Gate
Delhi Gate’e gittik, sonra hükümet binalarının olduğu yere kadar yürüdük. Pek bir olayı yoktu buraların ama TukTuk yolculukları hep çok eğlenceli geçiyordu. Trafik tam bir çılgın, kim nasıl sürüyor belli değil. TukTuk’lar bazen birbirlerine çarpıyorlar ama hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar, bazen kendimizi çarpışan otolarda gibi hissediyorduk, İstanbul’da yaşamamıza rağmen bu trafik gerçekçi gelmiyordu. Kesintisiz olarak bir korna uğultusu var çünkü her araç dakikada 2-3 kere korna çalıyor. Sahil'e niye böyle diye sorduğumda, korna çalmak ''ben burdayım'' demekmiş. Yani kimin sağından veya solundan geçeceksen korna çalıyorsun. Oradan sonra kendimizi oranın grand bazaar tarzı yeri olan Kahn Market’e attık ve biraz da oralarda gezdik. 

Daha sonra dün tanıştığımız Jazz’ın oteline gidecektik fakat Delhi’de iki tane Kempinski varmış ve otelleri aramamıza rağmen emin olamadık hangisi olduğuna ve para ödeyip ödemeyeceğimizden, o yüzden Arın’la Burak düğün için Hint kıyafeti aldı bir yerden. Sahil’in kuzeni Varun bana dün giydiği kıyafeti vereceği için ben almadım ama çocuk biz otele gitmeden düğüne geçmişti bile ve o yüzden düğün öncesinde kıyafetleri ondan alamadım. Ama benim de düğünde ara ara hint kıyafetleri giydiğim oldu tabi. Geç kaldığımız için bütün arabalar gitmişti ve Sahil de telefonuna bakmayınca adresi kuzenlerinden öğrenip atladık taksiye. Ama düğüne yaklaşınca Google Maps yolları göstermemeye başladı ve baktık iyice geç kalıyoruz yakın olduğunu düşündüğümüz bir yerde inip duvarlardan ve çitlerden atlayarak düğün yerine geçtik. 

TukTuk
Hindistan'dan ulaşım manzaraları
3.gün nikahın kıyıldığı, geleneksel seremonilerin yapıldığı, düğünün asıl günüydü. Kapıda atlı konvoylar, bando takımı ve çok büyük bir kalabalık vardı. İçeri girdiğimizde ise en kalabalık gün olduğunu fark ettik, 2000’den fazla kişi vardı içeride. Diğer günlerde insanlar yarı yarıya takım elbise ve geleneksel Hint kıyafeti giyerken, bu gün misafirlerin çoğu geleneksel kıyafet giyiyordu ve tam bir şölen vardı. Gene bin bir çeşit yemeklerimizi yedik içtik güzelce. Son gün Hindistan’ın Sezen Aksu’su gelmiş düğüne, yarım saat şarkı söyledi gitti sonra. Sahil’in bir sürü kuzeniyle kanka olmuştuk zaten, herkes sürekli gelip halimizi hatırımızı sorup bizle dans ediyordu. 3.güne geldiğimizde düğündeki bir çok kişiden daha fazla tanıdığımız vardı, mahallenin muhtarı gibi dolanıyorduk içeride.
3.gün çadırının girişi





























Düğünün 3.gün çadırı


Yapılan seramonilerden biri



Bizde düğün arabasının önünü kesmek nasılsa, bunlarda da damadın ayakkabısını saklayıp para istemek öyle bir şeymiş. Gecenin ilerleyen saatlerinde garip olaylar başladı. Bizim de kafamız baya iyiyken gece 5 sularında davullar falan içeri girdi ayin yapmaya başladılar. Gelin ve damadın başında Puja seramonisi yapılıyordu, Sanskrit dilinde dualar okunuyordu sürekli. Biz de bir yandan hala servis edilen yemekleri yiyorduk. Yaşayabileceğimiz en özel günlerden biriydi herhalde. 6:30 gibi kızı uğurlama ve ağlaşma kısmı geldi. Herkes ağlıyordu baya hüzünlü bir bölümdü, Türk düğünleri geldi aklıma. Daha sonra bizi Sahil’in babası ve annesinin arabasına bindirdiler ve çok garip bir ortam oluştu. İkisi de ağlıyordu biz de ne desek bilemiyorduk falan sessiz sessiz gittik bütün yolu.







O gece Arın'ın da doğum gününü kutladık. Daha önce Istanbul ve Amsterdam'daki kutlamalarımızdan sonra Delhi'de de birlikte kutlayarak büyük bir başarıya imza attık. Nice beraber yıllara kardeşim.

Ertesi gün erken kalkıp şehri gezme planımız vardı ama o kadar olayın üstüne uyanamadık tabi, 2 gibi check-out yapıp, Delhi’deki kalan yerleri gezmeye karar verdik. Delhi’nin en meşhur tapınaklarından biri olan Askhardam’a geçtik fakat Pazartesi günleri bir çok yer kapalıymış, o yüzden bir kısmını görebildik sadece. Oradan TukTuk’la Lotus Temple’a geçtik, orası da kapalıydı, Humayun's Tomb diye bir yere gittik, 250 rupi giriş parası var, diğer gezilecek yerlere kıyaslarsan değmez girmeye bizce (24 Rupi = 1 TL). 


İskon Tapınağı
Akşama doğru da İskon Temple’a gittik ve orada gaip ayinler izledik. İnsanlar içeride müzik yapıyordu. Millet durduk yere bir anda yere yüzüstü uzanıp garip garip hareketler yapıp tapınıyorlardı. 5-6 adım yürüyüp tekrar yere atıyorlardı kendilerini. Bazıları sağda solda duran tabloları elliyordu bazıları ortada müzik yapıp söylüyordu. Metal bir kabı önce ateşle yakıp, işleyip sonra insanların kafasına birer ikişer saniye kapatıyorlardı, biz de yaptırdık tabi. Bütün tapınaklarda ayakkabıları çıkarttırıyorlar, eğer pimpirikliyseniz yanınızda galoş gibi bir şey taşımanızı öneririm, zira sizden önce milyonlarca Hintli yalın ayak bastığı için mantar riski çok yüksektir.

Oradan Hauz Khas adında Taksim tarzında bir bölgeye geçtik, baya güzel bir pizzacıda yemek yedik özlemişiz normal yemekleri. Pazarlık yeteneklerimiz git gide gelişiyordu. Her fiyatın mümkün olduğunu anladıktan sonra her şeyi çok daha düşük fiyatlara almaya başladık.

Biz düğünün son günü zannettiğimiz için check-out yaptık otelden ve o gün de Delhi’de kalmaya karar verdiğimiz için daha ucuz bir otele geçtik hemen yanda. Ama düğün 1 gün daha yakın akrabalar arasında devam ediyormuş. Biz otele dönünce Sahil gece 2 gibi bizi otelden aldırdı. Bu sefer çadırı kendi evlerinin yanına yapmışlar ve yaklaşık 200-300 kişilik daha küçük bir kalabalıkla kutlamaya devam ediyorlarmış. Herkes dağıldıktan sonra oturttular bizi gene yemek yedirip içirdiler o saatte, hepsi de bizle beraber yedi sağ olsun, gece 5’e kadar orada takıldık onlarla. Sahil sabah Nepal’e gidiyormuş iş için, tutturdu evim var orda benimle gel yarın, Kathmandu bambaşka bir yer diye ama Burak ve Arın’ın Hindistan vizesi tek girişlik olduğu için gidersek geri dönenemeyecektik, o yüzden onunla gitmedik.

İlk planlarımıza göre Hindistan’ın gerçek yüzü olan Rajastan bölgesindeki Jaipur şehrine gidecektik fakat ulaşım fiyatları birden çok arttı ve rotamızı değiştirip ertesi sabah Mumbai’e geçmeye karar verdik. Biletler eskisinden pahalı olduğu için gece almayıp sabah duruma göre tekrar bakarız deyip yattık.

Sabah uyandık, Arın açılmayan hatlarımız için tekrar kavga etmeye gitti Vodafone’a, baya hararetli anlar yaşamış o da oradaki personellerle. O gelir gelmez uçak biletimiz olmamasına rağmen atladık taksiye havaalanına gittik, orada ucuz bir şeyler bulmaya çalışırız dedik. Bütün ofisleri gezdik havalimanında, biraz pazarlığı zorladık ama uçaklarda işlemiyormuş, saati yakın olan bir uçağa aldık biletlerimizi ve Bombay’e doğru yola koyulduk.